Tarih: 19.02.2026 12:47

Sosyal Medyada Kimlik Doğrulaması Tartışması Büyüyor

Facebook Twitter Linked-in

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya düzenlemesi üzerinde çalışmaya başladıklarını ve düzenlemeyi 2026 yılında yürürlüğe sokmayı hedeflediklerini açıkladı. Gürlek, sosyal medya hesaplarına kimlik ve telefon doğrulamasıyla girileceğini belirterek, paylaşım yapan herkesin kimliğinin belli olacağını söyledi.

Gürlek, sahte hesaplar üzerinden "itibar suikastları" yapıldığını, hâkim ve savcıların hedef gösterildiğini ve yargılamaların etkilenmeye çalışıldığını savundu. Kimliği doğrulanmış kullanıcılar açısından cezai sorumluluğun daha net işletileceğini ifade etti.

Bu açıklamalarla birlikte sosyal medya tartışması, içerik denetimi sınırlarından çıkarak doğrudan kullanıcı kimliğinin önceden doğrulanması meselesine taşındı.

"Zaten geniş bir müdahale kapasitesi var"

İfade Özgürlüğü Derneği kurucularından internet hukuku uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz, düzenlemenin zorunluluğunun tartışmalı olduğunu belirtiyor.

Akdeniz'e göre Türkiye'de sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan soruşturma ve davaların sayısı halihazırda yüksek. Cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlisine hakaret, tehdit ve yargıyı etkilemeye teşebbüs gibi suç tipleri yürürlükte bulunuyor. Kolluk birimleri IP adresi tespiti ve platform iş birliği yoluyla kullanıcı kimliğine ulaşabiliyor.

Bu çerçevede devletin anonimlik nedeniyle tamamen hareketsiz kaldığı bir tablo olmadığını savunan Akdeniz, mevcut araçlar varken tüm kullanıcıların baştan kimlik doğrulamasına tabi tutulmasının "ölçülülük" ilkesini zedeleyebileceğini ifade ediyor. Demokratik toplumlarda müdahalenin gerekli ve orantılı olması gerektiğini hatırlatan Akdeniz, genel ve sürekli kimlik doğrulamasının tekil suçlarla mücadele açısından aşırı bir araç olabileceğini söylüyor.

Anonimlik ve "dondurucu etki" uyarısı

Akdeniz, anonimliği yalnızca teknik bir özellik değil, demokratik kamusal alanın bir unsuru olarak değerlendiriyor. Özellikle eleştirel görüş bildiren yurttaşlar açısından anonimlik bir güvenlik alanı oluşturabiliyor.

Kimliğin zorunlu hale getirilmesinin suç işleyenleri hedef almak yerine tüm kullanıcıları kapsayan bir sisteme dönüşeceğini belirten Akdeniz, bunun "dondurucu etki" yaratabileceğini ifade ediyor. Böyle bir ortamda yalnızca muhaliflerin değil, sıradan kullanıcıların da yasal sınırlar içinde kalsalar dahi görüş bildirmekten kaçınabileceği belirtiliyor.

Çocuk koruma söylemi ve teknik altyapı

Düzenleme ilk olarak çocukların güvenli internete erişimi söylemiyle kamuoyuna duyurulmuştu. 15 yaş altına yönelik sosyal medya kısıtlaması planı da gündemde bulunuyor.

Akdeniz'e göre yaş doğrulama teknik olarak tüm kullanıcıların yaşını teyit etmeyi gerektirebilir ve bu durum fiilen kimlik doğrulama altyapısı anlamına gelir. Çocukların korunmasının meşru bir amaç olduğunu vurgulayan Akdeniz, bu amaçla kurulan teknik sistemin kapsamının zamanla genişleyebileceğini söylüyor.

Bu tabloyu "bir panoptikon" olarak nitelendiren Akdeniz, 1984 romanındaki gözetim tasvirine atıf yaparak, sürekli teyit edilen ve izlenebilir bir dijital alanın ortaya çıkabileceğini ifade ediyor.

"Dijital İtaat Rejimi" ve mevcut tablo

İfade Özgürlüğü Derneği'nin yayımladığı "Dijital İtaat Rejimi" raporuna göre, Türkiye'de sosyal medya alanında içerik kaldırma ve görünmezleştirme uygulamaları artmış durumda. Platformların kamu otoritelerinin taleplerine uyum oranlarının yüksek olduğu, şeffaflık raporlarının ise sınırlı denetime açık olduğu belirtiliyor.

Akdeniz'e göre dijital alan zaten daralmışken kimlik doğrulamasının eklenmesi, müdahale kapasitesini daha kurumsal ve kalıcı hale getirebilir. Tartışmanın yalnızca yeni bir yasa değil, dijital kamusal alanın yapısal dönüşümü meselesi olduğu vurgulanıyor.

Avrupa modeli mi, Çin modeli mi?

Akdeniz, yaş sınırı ve çocuk koruma tartışmalarının başka ülkelerde de gündemde olduğunu hatırlatıyor. Ancak yöntemin belirleyici olduğunu ifade ediyor. Avustralya gibi ülkelerde platformlara yükümlülükler getirildiğini, ancak tüm kullanıcıların merkezi kimlik doğrulamasına tabi tutulduğu bir sistem bulunmadığını belirtiyor.

Öte yandan Çin'de uzun süredir gerçek isim sistemi uygulanıyor ve dijital platformlara erişimde kimlik doğrulaması zorunlu tutuluyor. Bu model anonimliği büyük ölçüde ortadan kaldırıyor ve içerik denetimini kolaylaştırıyor.

Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyesi olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini hatırlatan hukukçular, tercih edilecek modelin ifade özgürlüğü standartları açısından belirleyici olacağına dikkat çekiyor.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ne öngörüyor?

Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuklara ifade özgürlüğü hakkı tanıyor. Sözleşmenin 13. maddesi, bilgi ve düşünceyi arama, alma ve yayma hakkını düzenlerken; 31. maddesi oyun ve kültürel etkinliklere katılım hakkını güvence altına alıyor.

Kimlik doğrulama ve yaş sınırı düzenlemelerinin bu haklarla nasıl dengeleneceği ise önümüzdeki dönemde hukuk ve siyaset gündeminin başlıca başlıklarından biri olmaya aday görünüyor.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —