Stresin saçların beyazlamasında rol oynadığı düşüncesi yaygın olsa da, bu ilişkiye dair bilimsel kanıtlar sınırlı. Bazı araştırmalar erken beyazlama ile stres arasında ilişki bulmuş olsa da, hiçbir araştırma bu bağlantıyı kesin olarak kanıtlamış değil.
Kuzey Kaliforniya'daki Kaiser Permanente Vallejo Tıp Merkezi'nde dermatolog olarak görev yapan Dr. Paradi Mirmirani, stres ve saç beyazlaması arasındaki bağa dair bilgi eksikliğine dikkat çekerek, bu alanda hâlâ cevaplanmamış pek çok soru bulunduğunu belirtiyor.
Geçmişte yapılan araştırmaların önemli bir bölümü, katılımcıların stres düzeylerini ve saç beyazlamasını kendi beyanlarına dayalı anketlerle değerlendirdi. New York Times'tan Sarah Klein'ın haberine göre bu çalışmalardan biri olan ve 2016 yılında yayımlanan bir araştırmada, 1.100'den fazla genç Türk yetişkin incelendi. Araştırmada, erken saç beyazlaması bildiren 315 kişinin stres düzeylerinin, saçları beyazlamayan katılımcılara kıyasla daha yüksek olduğu saptandı. Ancak aynı grupta alkol kullanımı, kronik hastalık öyküsü ve ebeveynlerde erken beyazlama gibi faktörlerin de daha sık görüldüğü belirtildi.
2020 yılında yayımlanan bir fare çalışması ise konuya biyolojik bir boyut kazandırdı. Araştırmada fareler, "savaş ya da kaç" tepkisini tetikleyen çeşitli stres uyaranlarına maruz bırakıldı. Bu stresin, norepinefrin adlı hormonun salgılanmasına yol açtığı ve bu hormonun da saç foliküllerindeki pigment üreten kök hücreleri tükettiği gözlemlendi. Sonuç olarak farelerin tüyleri gri renkte uzadı.
Bu çalışmanın yazarlarından biri olan Harvard Üniversitesi kök hücre ve rejeneratif biyoloji profesörü Ya-Chieh Hsu, laboratuvar ortamında insan kök hücreleri üzerinde yapılan deneylerde de yüksek norepinefrin düzeylerinin benzer etkilere yol açtığını aktarıyor. Ancak Hsu, insanlarda bu tür çalışmaların etik sınırlamalar nedeniyle zor olduğunu vurguluyor.
2021 yılında yayımlanan insanlar üzerinde yapılan küçük ölçekli bir çalışmas, stres ile saç beyazlaması arasındaki ilişkiye dair daha ayrıntılı veriler sundu. Araştırmada saçlarında farklı düzeylerde beyazlama bulunan 14 gönüllüden alınan saç telleri incelendi. Bilim insanları, saçların uzama hızına dayanarak her bir telin ne zaman beyazladığını hesapladı. Katılımcıların son bir yıldaki stresli yaşam olaylarını sıralamaları istendiğinde, saç tellerinin beyazlamasının çoğunlukla en stresli dönemlerle örtüştüğü görüldü.
Columbia Üniversitesi'nde davranışsal tıp alanında çalışan Martin Picard, bu çalışmanın belirli stresli olaylarla saç beyazlamasının başladığı an arasında zamanlama kuran ilk araştırma olduğunu ifade ediyor. Chicago Üniversitesi dermatoloji doçenti Dr. Victoria Barbosa ise bu bulguların, stresin bazı bireylerde saç beyazlamasında rol oynayabileceğine işaret ettiğini belirtiyor.
Uzmanlar, mevcut bulguların umut verici olmakla birlikte kesin sonuçlar sunmadığı görüşünde. Dr. Mirmirani, ileride yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmaların saçın yeniden pigment kazanmasını hedefleyen tedavilere kapı aralayabileceğini söylerken, Dr. Barbosa bu bağlantıların doğrulanması için daha fazla insan çalışmasına ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Mayo Clinic'ten Dr. Sindhuja Sominidi Damodaran ise stresin neden bazı kişilerde saç beyazlamasıyla ilişkili olduğunu, bazılarında ise olmadığını açıklayacak araştırmaların henüz yapılmadığını ifade ediyor.
Stresin azaltılmasının saç beyazlamasını yavaşlatıp yavaşlatamayacağı ya da geri çevirip çeviremeyeceği ise şu aşamada netlik kazanmış değil.
Dr. Barbosa'ya göre çoğu insan için saç beyazlamasının temel nedeni genetik. Ebeveynlerinden biri genç yaşta beyazladıysa, kişinin de erken beyazlama olasılığı artıyor.
Bunun yanı sıra vitiligo, alopesi areata, tiroid bozuklukları ve kemoterapi gibi tıbbi durumlar da saçın erken pigment kaybetmesine yol açabiliyor. Demir, kalsiyum, B12 ve D vitamini eksiklikleri, obezite ve sigara kullanımı da erken beyazlamayla ilişkilendirilen diğer faktörler arasında yer alıyor.
Dr. Barbosa, saç beyazlamasını hastalarla yaşlanmanın doğal bir parçası üzerine konuşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini belirtiyor ve bunun özellikle kadınlar için toplumsal algılar açısından dönüştürücü olabileceğine dikkat çekiyor.