Suriye ordusunun Fırat'ın batısından başlattığı operasyonlarla Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) nehrin doğusuna çekilmeye zorlaması, ardından Deyrizor ve Rakka gibi stratejik bölgelerin Şam yönetiminin kontrolüne geçmesi, Kürtlerin 2012'den bu yana kurduğu fiilî özerk yapının zayıflamasına yol açtı. Bu tablo, Türkiye açısından çok boyutlu sonuçlar doğurabilecek bir süreci işaret ediyor.
Türkiye, SDG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak değerlendiriyor ve bu yapının sınır hattında güçlenmesini doğrudan ulusal güvenliğine tehdit olarak görüyor. SDG'nin sahada güç kaybetmesi, Ankara açısından sınır ötesi güvenlik risklerinin azalması olarak okunabilir. Özellikle Kobani, Haseke ve Kamışlı gibi Türkiye sınırına yakın bölgelerde SDG'nin kontrol alanlarının daralması, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu "terör koridoru" endişesini zayıflatabilir.
SDG'nin zayıflamasıyla birlikte Şam yönetiminin ülkenin kuzey ve doğusunda yeniden etkinlik kazanması, Türkiye ile Suriye arasındaki dolaylı temasları daha anlamlı hale getirebilir. Türkiye'nin, Suriye merkezi yönetimiyle doğrudan veya dolaylı güvenlik iş birliği seçeneklerini daha ciddiyetle masaya yatırması mümkün hale geliyor. Bu durum, Ankara'nın Suriye politikasında "askerî baskı + diplomatik normalleşme" eksenini güçlendirebilir.
SDG, ABD'nin Suriye'deki en önemli yerel müttefikiydi. Bu yapının güç kaybetmesi, Washington'un sahadaki kaldıraçlarını zayıflatabilir. Türkiye açısından bu, uzun süredir gerilim kaynağı olan SDG meselesinde ABD ile yaşanan stratejik uyuşmazlığın kısmen yumuşamasına zemin hazırlayabilir. Ancak bu durum, ABD'nin Suriye'den tamamen çekilmesi veya bölgedeki rolünü başka aktörlerle sürdürmesi ihtimalini de gündeme getiriyor.
Suriye'de merkezi otoritenin güçlenmesi ve kuzeydoğuda çatışma riskinin azalması, orta vadede Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların geri dönüşü tartışmalarını yeniden hızlandırabilir. Ankara, SDG'nin zayıflamasını, "güvenli geri dönüş" argümanını daha güçlü şekilde uluslararası kamuoyuna sunmak için kullanabilir. Bu, Türkiye iç politikasında mülteci başlığının daha sert ve belirleyici bir eksene oturmasına yol açabilir.
SDG'nin gerilemesi, yalnızca Suriye'deki Kürtlerin değil, bölgedeki Kürt siyasal hareketlerinin genel moral ve siyasi kapasitesi üzerinde de etkili olabilir. Türkiye açısından bu, sınır ötesindeki Kürt oluşumlarının zayıflamasıyla birlikte iç politikada "terörle mücadele" söyleminin daha rahat bir zemine oturtulmasına imkân tanıyabilir. Ancak bu aynı zamanda, Suriye Kürtlerinin Şam'la entegrasyon sürecinin nasıl işleyeceği ve bunun Türkiye'deki Kürt siyasetiyle nasıl yankılanacağı sorularını da beraberinde getiriyor.
SDG'nin Suriye sahasında güç kaybetmesi, Türkiye açısından kısa vadede güvenlik risklerinin azalması ve diplomatik manevra alanının genişlemesi anlamına gelebilir. Ancak uzun vadede asıl belirleyici olan, Şam yönetiminin kuzeydoğuda nasıl bir yönetim modeli kuracağı, ABD'nin bölgedeki varlığını nasıl şekillendireceği ve Kürt meselesinin bölgesel düzlemde hangi yöne evrileceği olacaktır. Türkiye için bu süreç, yalnızca askerî değil, diplomatik, toplumsal ve iç politik sonuçları olan çok katmanlı bir dönüşüm alanı anlamına geliyor.