Türkiye basın tarihinin simge isimlerinden gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin üzerinden 33 yıl geçti. 24 Ocak 1993'te Ankara Çankaya'daki Karlı Sokak'ta otomobiline konulan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitiren Mumcu'nun cinayeti, aradan geçen yıllara rağmen tam olarak aydınlatılamadı.
Suikastın işlendiği gün, olay yerinde "devlet büyükleri gelecek" gerekçesiyle delillerin çalı süpürgesiyle temizlenmesi, soruşturmanın daha ilk andan itibaren tartışmalı bir zeminde ilerleyeceğinin işareti olarak kayda geçti.
Cinayetin ardından yürütülen soruşturmada ciddi ihmaller tespit edildi. Mumcu'nun uzun süredir tehdit almasına rağmen korunmadığı, olay yeri incelemesinde usule aykırı uygulamalar yapıldığı ve delillerin sağlıklı şekilde toplanmadığı TBMM'de kurulan araştırma komisyonu raporlarına da yansıdı. Ancak bu ihmallerle ilgili kamu görevlileri hakkında herhangi bir işlem yapılmadı.
Dönemin Ankara DGM savcılarından Ülkü Coşkun'un "Bu işi devlet yapmıştır" şeklinde kamuoyuna yansıyan ancak daha sonra reddedilen sözleri ile dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a atfedilen "Bir tuğla çekersek duvar yıkılır" ifadesi, soruşturmanın seyrine ilişkin tartışmaları derinleştirdi.
2000 yılında başlatılan ve "Umut Operasyonu" olarak adlandırılan süreçte, Uğur Mumcu'nun yanı sıra Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı gibi isimlerin de aralarında bulunduğu 18 saldırının "Tevhid-Selam/Kudüs Ordusu" adlı örgüt tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi.
Bu kapsamda açılan davalarda bazı sanıklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Yargıtay, örgütün söz konusu saldırıları gerçekleştirdiğine hükmetti. Ancak dosyaların önemli bir kısmı zaman içinde ayrıldı, yeniden yargılamalar yapıldı ve birçok sanık tahliye edildi.
Mumcu'nun aracına bombayı yerleştirdiği iddia edilen Oğuz Demir ise 30 yılı aşkın süredir bulunamadı. Demir hakkında "kaçak" kararı bulunmasına rağmen yakalanamadı. Dosyanın zamanaşımı riski taşıdığı, bu sürenin 2030 yılında dolabileceği değerlendiriliyor.
Mumcu ailesinin avukatları, Demir'in yakalanmasının davanın aydınlatılması açısından kritik önemde olduğunu vurgulayarak, ilgili kurumların yeterli çaba göstermediğini savunuyor.
Ocak 2026'da Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, dönemin Emniyet Genel Müdürü ve eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, tanık sıfatıyla SEGBİS aracılığıyla ifade verdi. Ağar, Mumcu ile geçmişte görüştüklerini ve cinayetin çözülmesinin bir "şeref meselesi" olduğunu belirtti. Kamuoyunda tartışılan "duvar" ve "tuğla" sözlerinin yanlış anlaşıldığını savundu.
Mahkeme, Ağar'ın ifadesinin davaya somut bir etkisi olmadığını belirtti.
Yargı kararlarına rağmen kamuoyunda Mumcu cinayetinin tam anlamıyla aydınlatılmadığı yönündeki kanaat sürüyor. Bunun başlıca nedenleri arasında, ilk soruşturma sürecindeki ihmallerin cezasız kalması, bazı sanıkların işkence altında ifade verdiklerini ileri sürmeleri, İran bağlantısına ilişkin iddialara rağmen diplomatik düzeyde herhangi bir adım atılmaması ve kilit isimlerin yakalanamaması yer alıyor.
Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu, yıllardır "Çekin tuğlaları, yıkılsın duvar; altında kim kalırsa kalsın" çağrısını yineliyor.
Cinayetin üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen, dosyada hâlâ yanıt bekleyen onlarca soru bulunuyor.
İstersen bu metni gazete sayfa düzenine uygun daha kısa bir versiyona ya da internet haberciliğine uygun başlık–spot–alt başlık yapısıyla da yeniden düzenleyebilirim.