Hatay’da depremde 76 kişinin yaşamını yitirdiği Tartıcı Apartmanı davasında, kolon kesildiğine ve usulsüz tadilat yapıldığına ilişkin tanık anlatımları, fotoğraf analizleri ve bilimsel raporlar yok sayıldı. Pamukkale Üniversitesi’nden görevlendirilen bilirkişi heyeti, Merkez Market sahiplerini sorumluluktan kurtaran iki satırlık rapor hazırladı. Aynı heyetin daha önce Kahramanmaraş’ta Manolya Apartmanı davasında MADO’nun sahiplerini akladığı ortaya çıktı.
6 Şubat depremlerinin ardından açılan yüzlerce davada, 1999 Marmara Depremi sonrası yaşananların tekrarlandığı görülüyor.
Kamu görevlilerinin önemli bir kısmı hakkında işlem yapılmazken, ağır kusur iddiaları çoğunlukla “bilinçli taksir” kapsamında ele alınıyor. Deprem sonrası yaşanan pek çok skandal ise yargının gündemine dahi girmiyor.
Buna rağmen, yakınlarını kaybedenlerin adalet mücadelesi sürüyor. Bu mücadelenin sonucu olarak, 11. Yargı Paketi’ndeki örtülü af düzenlemesinden deprem suçları son anda çıkarıldı. Ancak yargı süreçlerindeki çelişkiler devam ediyor.
Hatay’da yıkılan Tartıcı Apartmanı’nın altında bulunan Merkez Market’te kolonların kesildiği, zemin katın projeye aykırı biçimde genişletildiği ve binada ruhsatsız tadilat yapıldığına ilişkin:
Apartman sakinlerinin tanıklıkları,
Vergi dairesi görevlilerince çekilmiş fotoğraflar,
Fotoğraflar üzerinden yapılan ölçüm ve üç boyutlu analizler,
Türkiye’nin önde gelen deprem ve yapı mühendislerinin bilimsel görüşleri
mahkemeye sunuldu.
Ancak Pamukkale Üniversitesi’nden görevlendirilen bilirkişi heyeti, tüm bu delilleri yok sayarak Merkez Market sahiplerinin sorumluluğu olmadığı sonucuna vardı. Raporda bu sonuca yalnızca iki satırla yer verildi.
Söz konusu bilirkişi heyeti kamuoyuna yabancı değil.
Aynı heyet, Kahramanmaraş’taki Manolya Apartmanı davasında da benzer bir rapor hazırlamıştı. Depremde 35 kişinin hayatını kaybettiği dosyada, ilk iki bilirkişi raporu MADO’nun sahipleri Mehmet Sait ve Atila Kanbur’u “asli kusurlu” bulmuştu.
Ancak Pamukkale Üniversitesi’nden gelen üçüncü raporla Kanbur kardeşler sorumluluktan çıkarıldı. Mahkeme, bu raporun ardından sanıkların adli kontrol hükümlerini kaldırdı.
Bugün Hatay’daki Tartıcı Apartmanı dosyasında da aynı bilirkişi heyeti, benzer bir yöntemle market sahiplerini dosyanın dışına itti.
Bilirkişi raporları ve kamu görevlileri hakkında işlem yapılmaması nedeniyle dosyada yalnızca iki sanık kaldı:
80 yaşındaki, ağır hasta müteahhit
Binanın statik hesabını 1986’da yapan mühendis Cihat Mazmanoğlu
Mazmanoğlu, binadaki tadilatlarla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen tutuklandı ve 17,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Dahası, Mazmanoğlu’nun 2011 yılında bir gazeteye verdiği demeçte Hatay için yaptığı deprem uyarısı, iddianamede aleyhine delil olarak değerlendirildi.
Savcılık, bu açıklamayı “sonuçları öngördüğünün kanıtı” saydı.
Dosyada;
ODTÜ, Boğaziçi, Hacettepe ve Gazi Üniversitesi’nden akademisyenlerin,
Eski Kandilli Deprem Araştırma Enstitüsü yöneticilerinin,
Ceza hukuku alanında otorite kabul edilen profesörlerin
hazırladığı bilimsel ve hukuki görüşler bulunuyor.
Bu görüşlerde, 1987’de yapılan tadilatlarla binanın statik hesabının hükümsüz hale geldiği, illiyet bağının koptuğu açıkça belirtiliyor.
Ancak mahkeme, bu raporları dikkate almak yerine, uzmanlık alanları betonarme konutlarla doğrudan örtüşmeyen bilirkişilerin raporunu esas aldı.
Ortaya çıkan tablo, münferit bir hata olmaktan çok uzak.
Aynı bilirkişi heyeti, farklı şehirlerde, benzer davalarda, benzer sonuçlar üretiyor.
Tanık beyanları, teknik analizler ve bilimsel raporlar görmezden gelinirken; siyasi ve ekonomik gücü olanlar dosyaların dışına çıkarılıyor.
Depremde yaşamını yitirenlerin yakınları ise hâlâ şu sorunun yanıtını arıyor: Bu yargılamalar gerçekten adalet için mi yapılıyor, yoksa dosyalar mı kapatılıyor?