Yeni yılın ilk gününde MHP’nin çözüm süreci açısından en önemli aktörlerinden Feti Yıldız’dan gelen açıklama, görünenin de ötesinde bir öneme sahip. Çözüm sürecinin başından bu yana kritik anlarda yaptığı, süreci rahatlatan açıklamalarla gündeme gelen Yıldız, sosyal medyadan paylaştığı mesajında, Suriye’de süren tartışmalara işaret ederek, YPG’yi de içinde barındıran SDG yönetimine, net bir uyarıda bulundu:
“Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG/SDG'ye 10 Mart mutabakatına uymaları için verilen süre (2025 Aralık ayı sonu) dolmuştur.”
Aslında bu uyarı, ardı ardına verilen mesajların sonuncusu… Ve uyarı gösteriyor ki Suriye düğümü çözülmeden, çözüm sürecinin bir başka noktaya taşınmasını beklemek çok gerçekçi değil…
10 Mart mutabakatı, Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Şam’ı kontrol altına alan El Şara yönetimi ile SDG arasında imzalandı. Mutabakat, SDG’nin merkezi hükümete entegre olmasını öngörüyordu.
Ancak kısa zaman sonra mutabakatı uygulamanın kolay olmayacağı anlaşıldı. Suriye’nin kuzeyinde kontrol ettiği bölgeleri, özellikle de sınır hattını ve petrol bölgelerini bırakmak istemeyen SDG, adem-i merkeziyetçi bir yönetim modelini gündeme getirdi. PKK’nın silah bırakma kararının kendileriyle ilgili olmadığı mesajını veren SDG yönetimi, Suriye ordusuna entegrasyon konusunda da belli güçlerini elinde tutma, kuzeydeki bölgelerde güvenliğini kendi sağlama gibi öneriler sundu. ABD’nin araya girmesiyle Şam yönetimi ile SDG arasında yeniden başlayan temaslar sonuca ulaşmadı. Şam yönetimi de SDG’ye, yıl sonuna kadar mutabakata uyması konusunda süre verdi.
Bu süre Türkiye açısından da önem oluşturuyor. Zira yürütülen çözüm sürecinin en kritik noktası da Suriye. Türkiye, bölünmüş bir Suriye yönetimi istemiyor ve sınırda SDG yönetiminin bulunmasını büyük bir güvenlik riski olarak görüyor.
AKP’nin TBMM’de kurulan süreç komisyonuna verdiği raporda da yasal adımların atılması koşullarından biri olarak 10 Mart mutabakatının yaşama geçirilmesi sıralandı. MHP’nin raporunda da sadece PKK’nın değil, PKK’ya bağlı YPG gibi tüm unsurların silah bırakması şartı koşuldu.
Bu nedenle 31 Aralık tarihi önem oluşturuyordu. Aslında aralık ayı içerisindeki görüşme trafiği sonrasında Şam yönetimi ile SDG arasında belli bir noktaya gelindiği söylenmişti. Ancak ayın sonuna doğru görüşmeler kesildi ve Şam yönetiminden SDG ile mutabakat konusunda anlaşma sağlanamadığı açıklaması yapıldı.
Bunun ardından müzakerelerin askıya alınması konusunda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın 28 Aralık’ta süreçle ilgili kararını açıklayacağı bilgisi kulislere yansıdı. Şam yönetiminin 31 Aralık sonrasında SDG’ye verilen süreyi uzatmayacağı ve örgütten öncelikle petrol sahaları, gümrük kapıları ve devlet kurumlarının devrinin talep edileceği iddia edildi. Şara’nın aksi takdirde askeri operasyonlara başlanacağı mesajı vereceği öne sürüldü. Ancak bugüne kadar bu açıklama yapılmadı.
Buna karşılık, SDG ile Şam yönetimi arasında 29 Aralık’ta bir görüşme daha yapılacağı duyuruldu. Ancak 29 Aralık’ta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Basın İrtibat Merkezi, Genel Komutan Mazlum Abdi ile Suriye heyetinin Şam’a yapacağı ziyaretin programının değiştiğini duyurdu. Açıklamada, ziyaretin iptal edilmediği, yalnızca lojistik ve teknik düzenlemeler nedeniyle ileri bir tarihe ertelendiği vurgulandı.
Reuters ajansı da konuya ilişkin haberinde, Abdi’nin, SDG'nin Suriye hükümetiyle 10 Mart'ta imzaladıkları mutabakata bağlı olmayı sürdürdüğü mesajını verdiğini belirttti.
Abdi’nin, iki tarafın askeri entegrasyona ulaşmak için "ortak bir anlayış" içinde çalıştığını, mutabakatın geçerliliğinin sona ermesine ilişkin "zaman sınırı olmadığını" savunduğu aktarıldı.
Haberde, SDG’ye göre, Şam ile yapılan görüşmelerde askeri güçlerin entegrasyonu, sınır kapılarının ve yeraltı kaynaklarının yönetimi gibi konularda mutabakata varıldığı ancak Suriye'nin yönetim şekli ve Suriye Kürtlerinin anayasal hakları konularında henüz yeterli ilerleme sağlanamadığı anlatıldı.
Ancak iplerin gergin olduğu bir gerçek. Bu gerilim Türkiye’den ardı ardına yapılan açıklamalara net biçimde yansıdı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Aralık Pazartesi günü Suriyeli mevkidaşı ile Şam'da gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında "SDG'nin ilerleme kaydetmeye niyetli olmadığını" ifade ederek. “SDG'nin çok fazla ilerleme kaydetmeye niyeti olmadıklarını görüyoruz. Burada tabii bunun sebepleri üzerinde de konuştuk. Orada SDG'nin belli faaliyetlerini İsrail ile koordinasyon içerisinde götürüyor olması gerçeği, aslında Şam ile yürütülen görüşmelerde de şu anda büyük bir engel teşkil etmekte" sözleriyle İsrail’e işaret etti.
Çözüm sürecini başlatan ve sürdürülmesini sağlayan MHP lideri Devlet Bahçeli de yıl sonu mesajında, konuyla ilgili olarak şu ifadelere yer verdi:
"Bu kapsamda özellikle Suriye'de belirsizliğin koyu sisinin dağıtılarak iç uyum, barış ve istikrarın kökleşmesi hayat memat konusudur. SDG/YPG'nin, İsrail'in tetikçisi, uzaktan kumanda edilen, yemlenip imkansız hayallere itilen kuklası olmak yerine Suriye'nin 10 Mart Mutabakatı'na müzahir bir parçası olması herkesin ortak menfaatinedir. Aksi halde Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin güvenlik damarını tarumar edecek her münafık mülahaza ve müzmin hazırlığın sonu fail ve figüranları için vahim olacaktır.”
Aslında Bahçeli’nin uyarı niteliğindeki mesajı netti. Ancak Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, bu mesajı daha da ileri bir noktaya taşıdı. MSB’nin yıl sonu basın bilgilendirme toplantısından sonra şu mesaj verildi:
“SDG, adem-i merkeziyetçilik ve federalizm taleplerini dile getirmeye devam etmekte ve merkezî otoriteye entegre olma konusunda adım atmamaktadır. Daha önce de vurguladığımız gibi SDG’nin bu tavrı Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve istikrarına zarar vermektedir.
Suriye hükümetiyle 'Tek Devlet, Tek Ordu' ilkesi doğrultusunda yakın iş birliğini sürdürüyor entegrasyon sürecini yakından takip ediyoruz. Suriye hükümeti birlik ve bütünlüğü için bir inisiyatif almaya karar verirse Türkiye ona destek olacaktır."
Gerilimi yatıştırmak, ilerleme sağlanmasını sağlamak adına İmralı’daki Abdullah Öcalan’dan da bir mesaj geleceği konuşuldu. Mesaj, 30 Aralık’ta geldi. Ancak Öcalan’ın mesajı istenilen açıklıkta bulunmadı. Öcalan’ın da SDG gibi bazı taleplerden vazgeçmediği yorumları bile yapıldı. Öcalan, mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Suriye’de ortaya çıkan kaotik tablo da demokratikleşme ihtiyacının açık bir yansımasıdır. Yıllarca süren tekçi, baskıcı ve kimlikleri inkâr eden yönetim anlayışı; Kürtlerin, Arapların, Alevilerin ve tüm halkların özgürlük ve eşitlik talebini daha da güçlendirmiştir. SDG ile Şam yönetimi arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakat çerçevesinde dile getirilen temel talep, halkların kendi kendini bir arada yönetebileceği demokratik bir siyasal modeldir. Bu yaklaşım, merkezi yapıyla müzakere edilebilir demokratik bir entegrasyon zeminini de içinde barındırmaktadır. 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması, süreci rahatlatacak ve hızlandıracaktır."
MHP’li Feti Yıldız’ın mesajını, tüm bu gelişmeler ışığında okumak gerekiyor. Yıldız, yeni yılın ilk gününde verdiği “süre doldu” mesajında şunları belirtti:
“ABD ve İsrail destekli SDG terör oluşumunun elebaşı Mazlum Abdi, Suriye'nin neredeyse 3’te birini işgal altında tutuyor. Bu bölgedeki sivil ve askerî kurumların merkezî hükümete entegrasyonu için geçen 10 Mart’ta Suriye yönetimiyle 8 Maddelik bir anlaşma imzalamıştı.
PKK/YPG/SDG Suriye’nin kuzeydoğusunda geniş bir alanı kontrol etmektedir.
Bu bölge, zengin petrol ve gaz yataklarına, Fırat ve Dicle nehirlerine, ayrıca tarım ve hayvansal üretim açısından güçlü kaynaklara sahiptir.
Örgütün bu alanları kontrol altında tutması, Suriye’nin toparlanması ve kalkınması önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. İsrail sürekli kaos üreterek, savaş çıkararak bölgedeki nüfuzunu artırmayı ve bölgeyi insansızlaştırmayı hedefliyor.
Bunu bazen doğrudan kendisi, bazen de vekilleri üzerinden, yani terör örgütleri aracılığıyla gerçekleştiriyor. Suriye’de önce PKK’yı destekledi ve örgütün alan kazanmasına hizmet etti. Ardından Dürzileri kışkırtarak Şam yönetimine karşı isyan etmelerini sağladı. Daha da ileri giderek Şam’ı bombaladı hem cumhurbaşkanlığı sarayını hem Genelkurmay Başkanlığı ve Savunma Bakanlığı binalarını hedef aldı.
Gazze’de uyguladığı saldırıların bir benzerini Suriye’de de yapma ihtimali hâlâ mevcut.
İsrail, Suriye’yi sürekli bombalıyor ve vuruyor; aynı zamanda isyancı grupları destekleyerek, Suveyda’dan kuzeydoğu Suriye’deki PKK bölgelerine bir koridor açmaya çalışıyor.
Buna 'Davut Koridoru' deniyor. Hermon Dağı’nı da işgal ederek Güneyden ve doğudan Suriye’yi çevrelemeye ve buradan Türkiye’ye uzanmaya çalışıyor. Bu durum, bölge için ciddi bir tehdit ve tehlike oluşturuyor.
Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG/SDG'ye 10 Mart mutabakatına uymaları için verilen süre (2025 Aralık ayı sonu) dolmuştur.”
Yıldız’ın, mesajını, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in şu mesajıyla bitirmesi de dikkat çekici:
“SDG'nin 10 Mart Mutabakatı'na uyması gerektiğinin altını çizen Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler son olarak:
"Bu konuda devletimizin duruşu nettir ve hiçbir tereddüde yer yoktur. Bir kez daha hatırlatmak isterim ki başta PKK/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgedeki faaliyetlerini devam ettirmesine ve herhangi bir oldu bitti oluşturmasına müsaade etmeyeceğiz.
Nihai hedefimiz 86 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesidir.”
Bütün bu açıklamalar, Şam yönetimi ile anlık iletişim halinde olan Türkiye’nin, SDG’ye karşı operasyon dahil tüm seçenekleri tartıştığını da gösteriyor.
SDG’ye daha fazla zaman tanınması durumunda İsrail’in bölgedeki etkinliğini arttırmasından endişe ediliyor.
DEM Parti’nin ısrarla Suriye’deki gelişmelerden bağımsız biçimde ilerlemesi gerektiğini savunduğu çözüm süreci açısından bu koşullarda fazla bir gelişme olacağını beklemenin iyimser olduğu görülüyor.
TBMM’de kurulan komisyon belki bu süreçte raporunu tamamlayacak ve iktidara sunacak. Ancak komisyonun başkanlığını yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da tıpkı MHP ve AKP gibi, YPG’nin de PKK gibi silah bırakmasını yasal adımlar açısından defalarca ön şart olarak sundu. Hazırlanacak raporda da bu bağlama bağlı kalınacağı anlaşılıyor.
Kulislere yansıyan bilgilere bakılırsa, raporda yasal düzenleme önerileri yapılacak olsa da Suriye’de somut gelişme olmadan bu adımların atılacağını beklemek çok gerçekçi değil. Ancak asıl endişe, Şam yönetimi ile SDG arasında çatışmaların başlaması ve bölgeye operasyon yapılması. Bu durumda çözüm sürecinin akıbeti konusunda hemen herkes karamsar.
Suriye düğümü, baştan bu yana konuşulması ertelenen ancak sürecin en önemli aşaması olarak görülüyordu. Bugün artık Suriye açısından da süreç açısından da kritik bir kavşağa gelinmiş durumda. Çatışma istemeyen ABD’nin tutumunun ne olacağı, İsrail’in olası hamleleri ve Türkiye’nin alacağı aksiyon sürecin de gidişatını belirleyecek gibi görünüyor.