Trump başkanlığında kurulacak yapıya üyelik, yalnızca Trump’ın daveti ve onayıyla mümkün olacak. Uluslararası basına yansıyan tüzüğe göre, davet edilen ülkeler kurulda sadece devlet veya hükümet başkanı düzeyinde temsil edilebilecek.
Her üye ülke üç yıllığına kurulda yer alabilecek; üyeliğin uzatılması ise yine Trump’ın onayına bağlı olacak. Daimi üyelik için, tüzüğün yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde en az 1 milyar dolar nakit kaynak sağlanması gerekecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da davet edilenler arasında
Barış Kurulu’na davet edilen isimler arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Ürdün Kralı II. Abdullah, Kanada Başbakanı Mark Carney ve Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki yer alıyor.
Avrupa Komisyonu’nun yanı sıra Almanya, Fransa, Hindistan, İtalya, Arjantin, Kazakistan, Özbekistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Pakistan, Tayland, Paraguay, Romanya, Arnavutluk ve Brezilya’nın da davet gönderilen ülkeler arasında olduğu bildiriliyor.
“BM’ye alternatif yapı mı?” tartışması
60 üyeye ulaşması beklenen kurulun geniş katılımcı yapısı, Trump’ın Birleşmiş Milletler’e alternatif yeni bir uluslararası yapı oluşturmak isteyip istemediği tartışmalarını gündeme getirdi. Kurulun tüzüğünde faaliyet alanının yalnızca Filistin bölgeleriyle sınırlı olduğuna dair açık bir ifade yer almaması da bu endişeleri güçlendirdi.
Tüzükte kurulun amacı, “istikrarı teşvik etmek, güvenilir ve yasal yönetişimi yeniden tesis etmek ve çatışmadan etkilenen ya da çatışma tehdidi altındaki bölgelerde kalıcı barışı sağlamak” olarak tanımlanıyor.
Bu kapsamda Fransa Dışişleri Bakanlığı, Trump’ın davetini doğrularken, ülkenin BM Antlaşması’na bağlılığını vurguladı. Açıklamada, “Gazze’nin ötesine uzanan bu yeni yapıya ilişkin teklif incelenmektedir. Fransa, etkili çok taraflılığın temel taşı olan Birleşmiş Milletler Antlaşması’na bağlılığını yinelemektedir” denildi.
Trump ise daha önce BM’yi sık sık eleştirmiş ve Barış Kurulu’nun “sıklıkla başarısızlığa uğramış kurum ve yaklaşımlardan farklı bir cesaret göstereceğini” savunmuştu.