Geçtiğimiz günlerde fakülteden 'genç' bir sınıf arkadaşım ile sohbet etme fırsatı bulmuştum. Konu, dönüp dolaşıp Cumhuriyetimizin kurucusuna, Mustafa Kemal Atatürk’e geldi. Merak ettim, genç bir insanın zihninde Atatürk nasıl bir yere oturuyor diye.
Basit bir soru sordum:
“Senin tanıdığın Mustafa Kemal Atatürk’ü bana anlatabilir misin?”
Ve o an…
İnanın, içimde bir yer koptu.
Sosyal medyada akımların tüm detaylarını bilen, kahve zincirlerinin menülerine kadar hâkim, üç harfli markaların kasada kaç kuruş para üstü verdiğini bile tartışan o zeki, pırıl pırıl genç…
Mustafa Kemal’i anlatamadı. Anlatamadığı gibi bir de bana nasihat etmeye başladı: 'Hayatı olduğu gibi yaşamaya bak. Anı yaşa'
O an, üzgün değil, kalbimin en derin yerine kadar yaralamıştım.
Sitemim genç arkadaşıma değil; bize. Büyüklerine.
Bu ülkenin yol gösterdiğini iddia eden kuşaklara.
Onu yetiştiren, ona bu memleketin hikâyesini doğru düzgün anlatması gereken bizlere.
Bugün bazı gençler, Kurtuluş Savaşı’nı bilmiyor.
Düşman bayraklarının bir zamanlar bu memleketin göbeğinde nasıl dalgalandığını bilmiyor.
Bu toprakların nasıl işgal edildiğini, halkın esaretin eşiğinde olduğunu bilmiyor.
Atatürk’ün neden Atatürk olduğunu bilmiyor.
Anlattığı tablo şu:
Mavi gözlü bir adam gelmiş, padişaha “in bakalım oradan” demiş, sonra da Cumhuriyeti kurmuş.
Bu kadar.
Koca bir milletin var oluş destanı… Bir cümlelik bir karikatüre indirgenmiş.
Bu mu gerçekten bizim anlattığımız tarih?
Yoksa hiç mi anlatamadığımız?
Biz, geleceğimizin omuzlarına yüklediğimiz sorumlulukları doğru dürüst aktaramamışsak, onların suçu ne?
Eğer bir genç, bir asırlık bağımsızlık mücadelesini birkaç sosyal medya klibine, birkaç slogan cümlesine sıkıştırıyorsa, kabahat aynada gördüğümüz yüzdedir.
Yani biz de.
Kurtuluş Savaşı’nı bilmiyorsa, biz öğretmemişiz.
İşgali bilmiyorsa, biz hatırlatmamışız.
Atatürk’ü bilmiyorsa, biz tanıtmamışız.
Ve sonra dönüp yeni kuşağa kızıyoruz.
Hayır efendim, yuh olsun bize.
Biz o çocuklara bu ülkenin nasıl kurtarıldığını, hangi bedellerle yeniden ayağa kalktığını, neden hâlâ bağımsız bir ülke olduğumuzu doğru düzgün anlatamamışız.
Atatürk bir “mavi gözlü adam” değil sadece.
Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun adı.
Umudun adı.
Aklın, bilimin, cesaretin, bağımsızlığın adı.
Biz anlatmazsak, kim anlatacak?
Müfredat mı? Sosyal medya mı? Üç dakikalık tarih videoları mı?
Bugün hâlâ nefes alıyorsak, o nefesin borcunu bilmek zorundayız. Ve bunu en önce kendi çocuklarımıza öğretmek zorundayız.
Yoksa…
Yoksa bir gün bir genç dönüp bize şöyle bir soru soracak:
“Hocam… Atatürk neden önemli?”
O gün geldiğinde veremediğimiz her cevap,
bizim ayıbımız olacak.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.