510 savaş mağduru yetim, “koruma” denilerek getirildikleri tesiste koşulların dahi sağlanmadığı bir düzene teslim edilmiş; skandalın merkezinde ise derin bir sorumsuzluk var.
UNICEF ve Ukrayna Parlamentosu Heyeti
Ve biz o sınavda, bir kez daha —hem de çok ağır bir şekilde— çakmış olduk.
“Savaşsız Çocukluk Projesi” diye ulvi bir isimle Türkiye’ye getirilen 510 Ukraynalı yetim çocuğun başına gelenleri araştırdığım da utançtan öfkeye, öfkeden hayal kırıklığına savruldum. UNICEF’in, Ukrayna Parlamentosu’nun, Ombudsmanlığın birlikte oluşturduğu heyet Antalya Beldibi’ndeki tesiste yaptığı incelemede öyle şeyler tespit etmiş ki, insan aklına sığdıramıyor:
Psikolojik şiddet,
Fiziksel şiddet,
Cinsel istismar,
Ve iki kız çocuğunun hamile bırakılması…
Bir çocuk doğumdan sonra intihar girişiminde bulunmuş.
Düşünün: Savaşın ateşinden kaçıp “güvenli ülke” diye getirildiği yerde yaşadığı travma onu hayata küstürmüş.
Bunu hangi vicdan kaldırır?
Hangi hukuk, hangi devlet aklı bunu mazur görür?
Bu çocuklar turizmcilerin insafına, değerler eğitimi bilmeyen çalışanların keyfine değil; devletin güvencesine emanet edilmişti.
Peki devlet neredeydi?
Denetim yapılmamış.
Kontrol zayıf.
Refakatçiler sorunlu.
Bir vakıf, iddiaya göre, devlet görevlilerinin içeri girip denetim yapmasını bile zorlaştırmış.
Ve en kötüsü: Antalya İl Müdürlüğü suç duyurusunda bulunuyor ama savcılık “rızaları vardı” gerekçesiyle takipsizlik veriyor.
Bakın burası kırılma noktasıdır.
On dört, on beş yaşındaki bir kız çocuğundan bahsediyoruz. Hukuken rıza yoktur, yok sayılamaz. Akla zeval bir şey.
Bu kararı veren makama tek bir soru sormak istiyorum:
Bir çocuğun ifadesini dahi almadan hangi vicdanla dosya kapatılır?
İletişim Başkanlığı “soruşturma sürüyor” diyor ama kimsenin eline geçen tek bir bilgi yok. Bu ülkede son yıllarda bir gelenek oluştu: Bir skandal patlıyor → tepki büyüyor → bir süre sessizlik → “soruşturma sürüyor” açıklaması → dosyanın sessiz sedasız kapanması.
Eğer bu olay da aynı akıbete uğrarsa, bu sadece bir skandalın üzerinin örtülmesi olmaz.
Bu, Türkiye’nin çocuk koruma sisteminin fiilen çöktüğünün resmidir.
DEM Partili Sevilay Çelenk’in 10 soruluk önergesi, sadece bir siyasi denetim sorusu değildir; bir devletin kendi içine tuttuğu ayna gibidir.
Çocukların hamile bırakıldığı ne zaman öğrenildi?
Tesis kaç kere denetlendi?
Çocuklar neden apar topar Ukrayna’ya gönderildi?
Vakfın engellemesi karşısında neden harekete geçilmedi?
Otel çalışanlarının sicilleri, yeterlilikleri, eğitimleri kontrol edildi mi?
Hangi güvenlik önlemleri vardı?
Bu sorular basit birer prosedür detayı değil; devlet kapasitesinin ölçüsüdür.
Ve görünen o ki o kapasite, çocukların güvenliğini sağlamak bir yana, en temel sorumluluğunu bile yerine getirememiş.
Bugün Ukraynalı çocuklara yapılanı konuşuyoruz.
Yarın bu ülkenin yoksul çocuklarına yapılır.
Ertesi gün tarikat yurtlarında kaybolur çocuklar.
Sonra bir bakmışız, çocuk koruma diye bir şey kalmamış.
Devlet dediğin, özellikle savaş mağduru çocuklara sığınak olur.
Eğer devlet o çocukların yanında değilse, kimse yanında değildir.
Bir ülkenin gerçek medeniyet seviyesi otoyollarla, köprülerle, gökdelenlerle ölçülmez.
En savunmasız çocuklarına ne yaptığıyla ölçülür.
Bana göre biz o sınavda bugün çuvalladık.
Unutmayalım:
Bir ülkede çocuk yalnız kaldığında onu koruyacak tek şey devlettir.
Devlet yoksa geriye sadece karanlık kalır.
Ve o karanlık büyüdükçe, kimsenin çocuğu güvende olmamış olur.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.