İnsan, değer vermesi gerekeni değil; değerli görüneni yüceltir.
Schopenhauer
Schopenhauer bu cümleyi söylerken belki de insanlığın en eski ayıplarından birini tarif ediyordu: Sadakati hafife almak, zulmü ise büyütmek.
Bugün hâlâ aynı döngünün içinde yaşıyoruz.
Kendisine ömrünü verenleri hor gören, kendisine zarar verenleri ise hayranlıkla izleyen bir insanlık…
Bana göre bu çelişkiyi anlamak için filozof olmaya gerek yok; bazen küçük bir hikâye bile gerçeği bütün çıplaklığıyla göstermeye yetiyor.
Bir gün yıllardır farklı dünyalarda yaşayan iki akraba karşılaşır:
Biri özgürlüğün temsilcisi olan kurt, diğeri ise insanların yanında ömrünü tüketmiş bir köpek.
Gözlerinde yılların verdiği yorgunluğu olan fakat dimdik duran köpeğe sorar: “Kuzen,” der, “Sen uzun zamandır insanlarla yaşıyorsun. Söyle bana… Onlar hakkında ne düşünüyorsun?”
Köpek başını önüne eğer, sesinde ki küskün bir ifadeyle: “Birbirlerini aşağılamak istediklerinde ‘köpek’ diyorlar, bu da çok beni incitiyor.”
Kurt şaşkınlıkla kaşlarını kaldırır: “Çocuklarına zarar mı verdin? Onlara ihanet mi ettin?”
Köpek başını hızla salladı. “Asla.”
“O halde,” dedi kurt, çevresine bakıp burnundan sert bir nefes vererek, “Geceler boyunca nöbet tutmadın mı? Yabancıları kovup, onların evlerini korumadın mı? Çocuklarını benden uzak tutmak için canını dişine katmadın mı?”
Köpek derin bir nefes alır: “Evet… Hepsini yaptım. Hem de her gün.” der...
Gözlerinde hayranlık ve hüzün dolu olan kurt yaklaşır: “Peki, Cesur, özgür, başına buyruk gördükleri kişilere ne derler?”
Köpek buruk bir gülümsemeyle cevap verir: “Onlara ‘kurt’ derler.”
Kurt yavaşça köpeğin yanına geldir, sesini sertleştirerek: “Yıllardır sana bizimle gel demedim mi? Ben onların sürülerini dağıttım, çocuklarını korkuttum. Onlara zarar veren bendim… Ama birini överken beni örnek alıyorlar.”
Sonra başını hafifçe eğerek: “Unutma kuzen… İnsanlar çoğu zaman kendilerine kötülük edeni yüceltir, sadakatle yanlarında olanı ise küçümserler. Neden böyle yaptıklarını ben de bilmiyorum. Ama gerçek bu.” der.
Sevgili dostlar: Bu hikâyenin masal değil de, toplumsal bir ayna olduğunu görmemek için gerçekten kör olmak gerekir.
Bugün sadakat, emek, dürüstlük; ne yazık ki değer görmesi gereken yerlerde değil.
Çoğu insan, kendisini savunanı unutur; kendisini ezenin peşinden koşar. Kendisini ayakta tutanı iter; kendisini tehdit edeni yüceltir.
...Ve güce olan hayranlık, erdeme duyulan saygının çok önünde koşar.
İşte bu yüzden toplumlar çoğu zaman “köpeğe köpeklik” yakıştırır, “kurda kurtluk” atfeder.
...Ve bugün yaşadığımız saygı çürümesinin temelinde de bu yatıyor:
Birinin gerçekten ne yaptığı değil, nasıl göründüğü kıymetli sayılıyor.
Oysa hayat bize defalarca gösterdi ki: Sadakati küçümseyen, günü geldiğinde sadakat görmez.
Zulme hayran kalan, er ya da geç o zulmün altında kalır.
İnsanlığın en büyük sınavı belki de budur: Gerçek değer ile parlatılmış değer arasındaki farkı görebilmek. Ve belki de en büyük erdem… Sadakati hor görmekten vazgeçmek.
Ve çoğu zaman “köpek” diye küçümsenen o sadakat, insanın en çok muhtaç olduğu şeydir.
Anlayana…
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.