Eşi Sinan Ateş’in öldürülmesinin ardından kendisine yapılan milletvekilliği teklifini o anın psikolojisiyle reddettiğini söylüyor. Bugün ise bu kararından pişman. “Keşke kabul etseydim” derken aslında şunu anlatıyor:
Bazen mücadele edebilmek için sistemin içinde olmak gerekiyor.
Ateş’in sözlerinden çıkan en net sonuç şu:
Adalet arayışı, çoğu zaman siyasetin dışında değil, içinde yürütülüyor.
“Ben de mücadele etmek için siyasette olmalıyım” demesi, Türkiye’de birçok insanın hissettiği bir duyguyu yansıtıyor. Yani güçlü olmanın yolu, bir şekilde siyasi güce sahip olmaktan geçiyor.
En dikkat çekici ifadelerinden biri de şu: “Milletvekili olsaydım sokağa daha rahat çıkardım.”
Bu cümle birileri için çok basit görülebilir ama bana göre çok şey anlatıyor. İnsanların kendini güvende hissetmesi için bir unvana ihtiyaç duyması, aslında ciddi bir sorun olduğuna işaret ediyor.
Ayşe Ateş, birçok insanın kendisini siyasette görmek istediğini söylüyor. Sokakta karşılaştığı insanlar ona destek veriyor. Bu da gösteriyor ki toplum, yaşanan olaylardan sonra onu sadece bir mağdur olarak değil, bir temsilci olarak da görüyor. Ya da görmek istiyor.
Gördüğüm kadarı ile şu an için net bir adım atmış değil. Ama hazırlık yaptığını söylüyor: okuyor, gündemi takip ediyor, özellikle toplum ve adalet konularına yoğunlaşıyor.
Yani karar verilmiş gibi: Zamanı geldiğinde siyasete girme ihtimali oldukça yüksek.
Ayşe Ateş’in yaptığı bu açıklama sadece bir kişinin siyasete girme kararı değil.
Aynı zamanda Türkiye’de insanların adalet ararken neden siyasete yöneldiğinin de bir özeti.
Kısacası: Adalet için mücadele etmek isteyen biri, neden önce güçlü olmak zorunda hissediyor?
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.