Batı, İstanbul’un fethinin ağırlığını hâlâ sırtında taşıyor; Ayasofya’nın yeniden dirilişini ise yüzyıllardır kapanmamış bir hesap olarak görüyor. Halil İnalcık
Osmanlı tarihinin yaşayan hafızası sayılan rahmetli ’ın yıllar önce yaptığı bir uyarı bugün hala güncelliğini koruyor.
“Yıl 1958, yer Münih. Bizantinistler Kongresi… Papa’nın temsilcisi Bavyera Kardinali kürsüye çıktı ve tek bir cümle söyledi: ‘Ayasofya’nın kubbesi üzerinde Hristiyanlığın yıldızı yeniden parlayacak.’ O salonda bulunan sözde ilim adamları, akademisyenler ve Rum delegasyonları ayağa fırlayıp dakikalarca alkışladılar.”
Bu uyarı, sadece geçmişin bir hatırası değil; bugün hala uluslararası siyasetin derin kodlarını açıklayan en açık cümledir.
Halil İnalcık’ın bu uyarısı aslında bir tarihçinin soğukkanlı tespiti değil, Batı’nın kolektif hafızasını çözmüş bir bilgenin çığlığıydı.
Çünkü Batı’nın Ayasofya takıntısı bir mabedin mimari değerinden değil, tarihin intikamını alma arzusundan beslenir. Onlar için Ayasofya, kaybettikleri bir medeniyet üstünlüğünün, kapanmamış bir tarih dosyasının, “yeniden sahip olunması gereken” bir hatıranın sembolüdür.
İşte 1958’deki o alkış tufanı da bunun itirafıdır: Siyasi bir hedefi, dini bir rüyayı, tarihî bir rövanşı ayakta alkışlamak…
Bugün Batı’nın her “evrensel değer”, her “miras hassasiyeti”, her “uluslararası kaygı” çıkışının arkasında gizlenen gerçek de aynıdır:
Ayasofya’nın kubbesinde parlamayan o hayali yıldızı bir gün yeniden parlatma arzusu.
Türkiye’nin aldığı her kararın, attığı her diplomatik adımın, hangi blokla yakınlaştığının, hangi bölgesel meselede nasıl durduğunun Batı’da oluşan gereksiz hassasiyetinin sebebi budur. Çünkü onlar hala İstanbul’un fethini bir “tarihsel kırılma” değil, kendi zihinlerinde kapanmamış bir mağlubiyet olarak taşımaktadır.
Ve asıl önemlisi:
Halil İnalcık’ın “oyun” dediği şey bugün yalnızca tarih kitaplarında değil; siyaset masalarında, medya dilinde, diplomatik metinlerde, insan hakları söylemlerinde, kültürel miras tartışmalarında kendini yeniden üretmektedir.
Oyun büyümüş, aktörler değişmiş, söylemler modernleşmiş ama amaç değişmemiştir.
Batı unutmadı.
Batı vazgeçmedi.
Ve Batı, Ayasofya’yı hâlâ kendi tarihsel kimliğinin kayıp parçası olarak görmeye devam ediyor.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.