“Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek, çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.”
Ursula K. Le Guin
Le Guin’in bu uyarısı, sadece bir distopya hayali değil; günümüzde adım adım içine sürüklendiğimiz bir gerçekliğin fotoğrafı.
Bugün bilgi, yalnızca baskılanmıyor; itibarsızlaştırılıyor.
Sorgulayan bireyler “tehlikeli”, biat edenler “makbul” ilan ediliyor.
Toplum, kendi aydınlarını dışlayarak cehaletin konforuna sığınıyor.
Birinci nesil, bilginin bedelini ödeyerek büyüyor.
Sorgulamak başına dert açıyor, susmaksa kariyer getiriyor.
Ve zamanla insanlar, aklını kullanmanın “riskli” olduğuna inanıyor.
İşte o noktada, bilinçli bir cehalet başlıyor — korkuyla beslenen, itaatle büyüyen bir cehalet.
Sonra ikinci nesil geliyor...
Onlar artık bilginin bastırıldığını bile bilmiyorlar, çünkü bilgiye hiç dokunmamışlar.
Kütüphaneler boş, üniversiteler sessiz, medya manipülasyonun sesiyle dolu.
Gerçeğin yerini söylentiler, bilimsel düşüncenin yerini komplo teorileri alıyor.
Ve insanlar, cahil olduklarını bilemeyecek kadar cahilleşiyor.
Bu noktada cehalet artık bir hata değil, bir yaşam biçimi olur.
Toplum, bilmek yerine inanmayı; anlamak yerine tekrar etmeyi seçer.
Böyle bir düzende iktidarlar çok rahat eder, çünkü sorgulamayan kitle, yönetilmesi en kolay kitledir.
Oysa bir ülkeyi güçlü kılan şey bilgiye sadakatidir, itaate değil.
Cehalet ucuzdur ama bedeli ağırdır.
Bilgi ise zor kazanılır ama özgürlüğün tek kapısıdır.
Le Guin’in sözü, bir kehanet değil; bir uyarıdır.
Ve biz bu uyarıyı ciddiye almazsak, yarının çocukları bilginin adını bile duymadan büyüyecek.
O zaman sormak gerekir:
Biz sustuğumuzda, kim konuşacak?
Biz unuttuğumuzda, kim hatırlayacak?
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.