Henüz kesinleşmemiş bir düzenleme üzerinden bile keskin sloganlar, ezberlenmiş tepkiler ve karşılıklı ithamlar gecikmedi.
Oysa bu mesele, sloganlarla değil; laiklik kavramının ne olduğu ve devletin vatandaşına karşı sorumluluğunun neyi gerektirdiği üzerinden konuşulmalıdır.
Türkiye’de uzun yıllardır laiklik, çoğu zaman gerçek anlamından koparılarak bir kimlik göstergesine indirgenmiştir. Kimi çevreler laikliği din karşıtlığı gibi yorumlarken, kimi çevreler de dini siyasetin aracı hâline getirmekten çekinmemiştir.
Oysa laiklik, özünde ne dinsizliktir ne de dinin kamusal hayattan tamamen silinmesi anlamına gelir. Laiklik; inananın da inanmayanın da özgür olduğu, kimsenin inancından dolayı baskı görmediği bir hukuk düzenidir.
Bu noktada devletin rolü açıktır: Devlet, hiçbir inancı dayatmaz; ama hiçbir inancın yaşanmasını da engellemez. Bir vatandaşın ibadet etmek istemesi, en temel haklarından biridir. Müslümanların Cuma namazına gitmek istemesi nasıl doğal ise, başka bir inanca mensup vatandaşların da kendi ibadetlerini yerine getirmek istemesi aynı derecede doğaldır.
Gerçek anlamda laik bir devlet, bu özgürlüğü kısıtlayan değil, güvence altına alan devlettir.
Elbette Türkiye’de siyaset ile din arasındaki ilişki, her zaman tartışmalı olmuştur. İktidarların dini, muhalefetin ise laikliği zaman zaman siyasi bir araç olarak kullandığı eleştirileri sıkça dile getirilmektedir.
Bu nedenle toplumun bir kesimi, dini özgürlükler adına yapılan her düzenlemeye kuşkuyla yaklaşırken; diğer bir kesim ise bu düzenlemeleri gecikmiş bir hak teslimi olarak görmektedir. Bu güvensizlik ortamının temelinde ise kavramların içinin boşaltılması ve samimiyetin sorgulanması yatmaktadır.
Oysa mesele, siyasi aktörlerden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.
Eğer bir düzenleme, vatandaşın inanç özgürlüğünü kolaylaştırıyor ve bunu kimseye dayatmadan yapıyorsa, bu laiklik ilkesine aykırı değil; aksine onun bir gereğidir. Çünkü laiklik, yasaklamak değil; özgür bırakmaktır.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, kavramları sloganların ötesinde yeniden anlamlandırabilmektir. İnancı da laikliği de siyasi kimliklerin aracı olmaktan çıkarıp, insan onurunun ve özgürlüğünün temeli olarak görmek zorundayız.
İnanç, baskıyla değil özgürlükle anlam kazanır. Laiklik ise ancak herkes için eşit özgürlük sağladığında gerçek anlamına kavuşur.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.