Çünkü emekli artık üretim sürecinin içinde değildir; yani iktidarın gözünde artık “kazandıran” değildir.
İşte mesele tam da bu farkta başlar. Modern devletler, üreteni destekler. Fakat politik devletler, kendine oy veren kitleyi destekler. Bu da çoğu zaman aynı şey değildir.
Siyasi sistem için emekli iki anlama gelir: maliyet ve oy.
Siyasi akıl ise matematik sever; ahlak değil.
Bu yüzden emeklinin üç kuruşluk aylığı politik bir tartışma değil, bir iktidar mühendisliği konusuna dönüşür.
Emekliye verilecek her kuruş, bütçe borçlarından değil, siyasi tercihlerden kesilir. Çünkü mesele “kaynak var mı” değil, kaynak kime var meselesidir.
Devletin bütçesi asla boş değildir.
Devlet hiçbir zaman “param yok” demez, “paramı oraya vermiyorum” der.
Bu farkı anlamayan kitle, sistemin kurbanı olur. Bugün devletin önceliği altyapı mı, lüks proje mi, silah mı, bürokrasi mi, propaganda mı, finans düzeni mi, yabancı sermaye mi, yoksa emekli mi?
Bu sorunun cevabı aslında her şeyi açıklar. Bir ülkede güç ilişkileri yukarıya çalışıyorsa, aşağıdakilerin payı kırıntıya döner. Emekli kırıntıdan pay alır. Ama verilirken de “lütuf” gibi sunulur.
İşte siyasetin en incelikli manipülasyonu: hak olanı bağış gibi gösterme sanatı. Bugün emeklinin yaşadığı sefalet, piyasa güçleriyle değil, iktidar tercihleriyle ilgilidir. Çünkü iktidar, “bağımlı seçmen” modelini sever.
Kendi kendine yeten, onurlu, dik duran emekli ise onlara göre tehlikelidir; çünkü boyun eğmez. Boyun eğdirilen toplum daha kolay yönetilir.
Emekliye insanca yaşam imkânı vermek yerine onu sürekli “yardıma muhtaç” hâlde tutmak, modern siyasetin en net kontrol mekanizmasıdır. Bağımlı olan, minnet eder; minnet eden ise ses çıkarmaz. İşte emeklinin suskunluğunun istismar edilmesi tam burada başlar.
Bir toplumun emeklisine bu muameleyi reva görmesi, gerçekte emek düşmanlığıdır. Ve emek düşmanlığı, liberal ekonomi jargonuyla değil, otoriter yönetim ihtiyacıyla beslenir. Çünkü emeğe değer veren devlet, güçlü vatandaş yaratır.
Güçlü vatandaş hesap sorar. Bu yüzden hesap soran değil, hesapla yaşayan emekli makbuldür.
Tarihte hiçbir siyasi düzen, doksan yaşındaki bir ihtiyarın oyuna muhtaç olduğu kadar aşağı seviyeye inmemiştir. Ama bugün bu ülkede yaşanan tam da budur.
Emeklinin oyuyla iktidar dizayn edilirken, emeklinin yaşam kalitesi masanın altında kalır.
Bu ülkede emekliye yapılan muamele ekonomik bir sorun değil; politik bir tercihtir. Ekonominin değil, siyasetin aynasıdır. Ve o aynada görünen yüz, hiç de güzel değildir.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.