Haber, hakikat değil; sermaye, reklam, siyaset ve çıkarın ortak çocuğudur. Dolayısıyla gerçek; köşe yazılarında değil, arka sokak kahvelerinde dolaşır.
Medya, halka gerçeği anlatmak için kurulmamıştır; halkın neye inanmasını istiyorlarsa onu anlatmak için kurulmuştur.
Algı, bilginin önüne geçmiştir. Yalanı yaymak kolaydır; doğruyu yaymak ise maliyetlidir.
Çünkü doğru, birilerini rahatsız eder.
Yalan ise hiç kimseye dokunmaz; hatta çoğu zaman ballandırarak alkış bile toplar.
Bugünün medya düzeninde “tarafsızlık” diye pazarlanan şey aslında tarafını gizleme sanatıdır.
Haber kanalları ekranı ikiye böler, iki adamı kavga ettirir, ses yükselir, hakaret edilir, kapışılır… ve seyirci bunun adına “bilgilendirildim” zanneder. Oysa toplumun bilgiye değil, gürültüye maruz kaldığı bir çağdayız. Bilgi üretilmez, tartışma üretimi yapılır. Hakikat değil, reyting kovalanır.
Reklam verenler rahatsız olmasın diye gerçekler sansürlenir; siyasi irade sinirlenmesin diye haber yumuşatılır; patron zarar görmesin diye meseleler saptırılır.
Bu yüzden bu ülkede gerçekle ilk tanışan medya değil, sokaktır. Sokak görür, medya susar. Sonra mesele büyür, medya çaresiz kalınca “Biz zaten haber yapmıştık” diye arşiv karıştırmaya başlar. Ama toplum bilir: Medya gerçeğin dostu değildir; güç sahiplerinin tercümanıdır.
İşte tam da bu yüzden gerçek yazılmayı değil, yazanı bekler. Çünkü medya onu yazmaz; medya onu ancak mecbur kalınca yazar.
Oysa hakikat, birilerinin izniyle değil, birilerinin cesaretiyle ortaya çıkar.
Medya düzeninin masasına sığmayan gerçek, bir gün çıkar da onu yazacak adam bulursa toplumun kaderi değişir. Ve o güne kadar gerçek, beklemekten yorulmaz.
Ama toplum yorulur.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.