Antalya’da 33 yaşındaki anestezi teknikeri Hüseyin Buhan, görev yaptığı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin otoparkında, kendi aracında hayatını kaybetmiş halde bulundu.
Şimdi herkes aynı cümleyi kuracak: “Çok üzücü…” Hepsi bu…
Hayır. Bu sadece üzücü değil. Bu, göz göre göre gelen bir çöküştür.
Bir sağlık çalışanı düşünün… Gece nöbetinden çıkıyor. Saatlerce kendisinden haber alınamıyor. Ve sonunda çalıştığı kurumun otoparkında ölü bulunuyor.
Üstelik olay yerinde “anestezik” bir maddeye dair bulgular olduğu ifade ediliyor.
Bu ne demek? Bu; denetimin zayıf olduğu demek. Bu; kontrol mekanizmalarının işlemediği demek. Bu; sorumluluğun ortada olmadığı demek.
Daha önce “Sağlık Çalışanlarının Uyuşturucu Bağımlılığı” başlıklı yazımda açıkça uyarmıştım:
Bu mesele büyüyor. Ve görmezden gelindikçe daha tehlikeli hale geliyor.
Belki bugün karşımızda bir istatistik yok ama, bir insan var. Bir hayat var.
Bu olayın sorumluluk zinciri bellidir. En tepede Sağlık Bakanlığı vardır. Politikaları belirler, denetimi kurar, sistemi işletir.
Altında ise hastane yönetimleri bulunur. Günlük işleyişten, personelin güvenliğinden ve kriz yönetiminden doğrudan sorumludur.
Peki şimdi ne olacak?
Yine aynı cümleyi duyacağız: “Soruşturma başlatıldı.”
Peki sonra?
Hiçbir şey.
Ne bir istifa… Ne şeffaf bir açıklama… Ne de gerçek bir hesap verme.
Çünkü bu ülkede sorumluluk almak değil, sorumluluktan kaçmak sistem haline geldi.
Yıllardır “sağlıkta başarı” anlatılıyor. Ama o başarı hikâyesinin arkasında tükenen insanların var olduğu gerçeği hep gizleniyor.
Uzayan nöbetler… Bitmeyen mesailer… Personel eksikliği… Artan baskı… Ve sonunda gelen sessiz ölümler.
Asıl mesele şu: Bir sağlık çalışanı, çalıştığı kurumun otoparkında hayatını kaybediyorsa, orada sadece bir birey değil, bir sistem hayatını kaybetmiştir. Ve bu çöküş, görmezden gelindikçe devam eder.
Bugün Hüseyin Buhan… Yarın kim?
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.