Bugün İsviçre’nin karlı zirvelerinde, dünyanın en güçlü liderleri ve ekonomi devleri Davos’ta bir araya gelmişken, teknoloji dünyasının ele avuca sığmaz delisi-dâhisi Elon Musk yine yaptı yapacağını. Musk’ın Davos koridorlarında yankılanan ve manşetleri süsleyen o sarsıcı açıklamaları, sıradan bir teknoloji haberinden çok, hepimizin evine sızmaya hazırlanan metalik bir devrimin ilanı gibiydi. Musk, kürsüden dünyaya o iddialı kehanetini fısıldadı: "Tahminimce dünyada insandan daha fazla robot olacak. Herkesin bir robotu olacak ve bu robotlar önümüzdeki yılın sonuna kadar satışa çıkacak."
Kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?
Çocuğunuza göz kulak olan, evcil hayvanınızı gezdiren, bulaşığı dert olmaktan çıkaran bir yardımcı... Ama bu pembe tabloyu okurken, ister istemez kolektif hafızamızda o meşhur, tok ve mekanik ses yankılanıyor: "I’ll be back." (Geri döneceğim.) Arnold Schwarzenegger’in o donuk bakışlı Terminatör’ü, meğer mutfak kapısından girmeye hazırlanıyormuş.
Mutfaktaki T-800: Yardımcı mı, Yoksa Sessiz Bir İstila mı?
James Cameron, 1984 yılında Terminatör filmini çekip vizyona soktuğunda, elinde silahla dünyayı dize getiren o metalik iskelet hepimiz için uzak, karanlık ve imkansız bir korkuydu. O zamanlar robotlar sadece fabrikalarda, ağır iş kollarında sabit duran devasa kollardan ibaretti. Bugün ise Davos'ta Elon Musk’ın tanıttığı "insansı robotlar", artık bizimle aynı koltukta oturmaya, aynı mutfakta kahve demlemeye ve en mahrem anlarımıza tanıklık etmeye adaylar.
Musk’ın mantığı basit: "Çocuklarınıza göz kulak olacak, evcil hayvanlarınızla ilgilenecek bir robotu kim istemez?"
Bu soruya "Vallahi ben isterim, canıma minnet!" diyecek milyonlarca insan var.
Akşam eve yorgun argın geldiğinizde evinizi bal dök yala kıvamında bulmak, ütülerin bitmiş, yemeğin ocakta tüttüğünü görmek bir rüya gibi. Ancak mesele sadece bir robotun toz alması ya da çamaşır katlaması değil. Asıl mesele, bu metalik arkadaşların sahip olduğu ve her geçen saniye gelişen o devasa "öğrenme" kapasitesi.
Hem Çırak Hem Usta: Bizim Robot Bizden Akıllı mı Çıkacak?
Bu yeni nesil robotları, o eski "aptal" makinelerden ayıran en büyük fark; onların çok sıkı birer öğrenci olması. Musk’ın "Optimus" dediği bu robotlar, sizin bardağı nasıl tuttuğunuzdan, kapıyı hangi anahtarla nasıl bir açıyla kilitlediğinize kadar her hareketi video izler gibi kaydedip ezberliyorlar. Üstelik "Filo Öğrenmesi" (Fleet Learning) denilen bir sistemle birbirlerine bağlılar. Bu ne demek mi? Tokyo’daki bir robot yeni bir yemek tarifini veya bozuk bir musluğu tamir etmeyi öğrendiği an, bu bilgi bulut üzerinden İstanbul’daki, Ankara’daki, sizin evinizdeki robotun hafızasına saniyeler içinde yükleniyor. Yani bir robotun tecrübesi, dünyadaki tüm robot neslinin ortak bilinci haline geliyor.
İşin asıl rengi ve belki de bizi korkutması gereken kısım ise robotlar öğretmen koltuğuna oturduğunda değişecek. Yarın bir gün çocuğunuza matematiği, yeni bir dili ya da hayatın kurallarını evdeki robotunuz öğretmeye başladığında ne olacak? Robotun sabrı sonsuz, yorulmuyor, sinirlenmiyor ve evrendeki tüm bilgiye (Wikipedia’dan kuantum fiziğine kadar) anında erişebiliyor. Harika bir hoca gibi görünüyor, değil mi? Ama duygusu olmayan bir öğretmen, çocuğunuza "insan olmayı" nasıl öğretecek? Eğer bir robot "öğreten" konumuna geçerse, insanlığın binlerce yıllık o meşhur "sezgilerini", "kültürel bağlarını" ve "vicdanını" bir kenara itip, her şeyi sadece soğuk bir mantıkla, yani algoritmalarla yönetmeye başlar mı?
Terminatör Paradoksu: Silahsız Bir Devrim mi?
Terminatör filminde Skynet, dünyayı ele geçirmeye karar verdiğinde bunu nükleer silahlarla ve kaosla yapmıştı. Musk’ın dünyasında ise bu devrim çok daha "kibar", çok daha "hizmet odaklı" ilerliyor. Silahla değil, elimizdeki toz beziyle, çocuğumuzun ödeviyle ve "size yardım ediyorum" gülümsemesiyle geliyorlar. Ama kontrolü bir kez kaptırdığımızda; yani robotlar bizden daha çok öğrenip, bize bir şeyler öğretmeye başladığında, artık kimin patron olduğunu kestirmek imkansızlaşacak.
Davos’ta bugün tartışılan etik sınırlar tam da bu noktada düğümleniyor. Eğer bir makine, sizin evcil hayvanınızın sağlığı için onun dışarı çıkmaması gerektiğine karar verirse ve siz "ama o gezmeyi seviyor" derseniz, robotun "üstün ve hatasız mantığı" sizin "duygusal ve hatalı kararınızı" geçersiz kılar mı? Makineler, insan hatasını ortadan kaldırmak için insan hürriyetini kısıtlamaya başlarsa, o meşhur distopik filmlerin içinde uyanmış olmaz mıyız?
Metalik Kaderimize Merhaba mı Diyeceğiz?
Davos’tan gelen haberler ve Musk’ın heyecanı net bir şeyi gösteriyor: Geri dönüş yok. Teknoloji oku yaydan çıktı bir kere. Belki de seneye bu vakitler, evimizde şarj olan, sessizce köşesinde bekleyen bir insansı robotla beraber yaşıyor olacağız. O robotun gözleri kırmızı parlamasa bile, beynindeki yazılım bir gün kendi önceliklerini belirlemeye başlarsa, o zaman "kader" dediğimiz şeyi bir algoritma yazmaya başlayacak.
Elon Musk haklı; tarihin en ilginç, en heyecan verici ve aynı zamanda en tekinsiz dönemindeyiz. Bu dönem, insanların tüm angaryadan kurtulup bir "yeryüzü cenneti" kurduğu bir çağ mı olacak, yoksa makinelerin sessizce, hizmet ederek yönetimi devraldığı bir "Terminatör" senaryosu mu?
Şimdilik kumanda bizde, fişi çekme yetkisi bizim elimizde...
En azından şimdilik.
Ama o meşhur yıl sonu geldiğinde ve robotlar "I’m back" diyerek kutularından çıktığında, bakalım biz onlara ne öğreteceğiz, onlar bize neyi kabul ettirecek?
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.