“Olma kula kul, öpme el ayak, kirlenmesin ağzın. Ya ver canını insan için ya da etme kalabalık dünyamıza.”
Orhan Veli
Bu söz, yalnızca bir öğüt değil; bir isyandır. Çünkü bu ülkede artık “insan kalmak”, neredeyse bir direniş biçimi haline geldi.
“Olma kula kul” derken kastedilen, sadece birine boyun eğmemek değil.
Korkuya, çıkara, yalana, suskunluğa da boyun eğmemek…
Asıl kölelik, çıkar karşısında eğilen başta gizlidir.
El öpmek, bazen bir saygı değil; bir teslimiyet belgesidir.
Kirlenmesin ağzın denilirken kastedilen, yalnızca sözün temiz kalması değil, vicdanın da lekesiz kalmasıdır. Çünkü bu topraklarda kir, çoğu zaman dilden bulaşır: Yalakalıkla, sessizlikle, ikiyüzlülükle…
Bugün etrafımıza bakalım:
Gerçekleri söyleyenler yalnız, susanlar kalabalık.
Vicdanı olanlar dışlanıyor, sessiz kalanlar ödüllendiriliyor.
Makamların, paranın, menfaatin gölgesinde eğilen bir toplumda “insan kalmak” en zor iş haline geldi.
Artık mertlik değil, uyum sağlamak makbul.
Onur, bir süs eşyası gibi vitrine kaldırılmış durumda.
Oysa bu ülke, onurlu insanların direnişiyle ayakta kaldı.
Kalemini satmayan gazetecilerle, susmayan aydınlarla, eğilmeyen yurttaşlarla…
Bugün onların yerini çıkarını koruyan, sessiz kalmayı erdem sananlar aldı.
Ve biz, her susuşumuzda biraz daha eksiliyoruz.
Evet, “insan çok, ama gerçek insan az.”
Çünkü insan olmak, sadece yaşamak değil; onurlu yaşamayı göze almak demektir.
Belki yalnız kalırsın, belki dışlanırsın, ama temiz kalırsın.
Ve sonunda, bu ülkede insan kalabilmek, her türlü ödülden daha değerlidir.
O yüzden Orhan Veli'nin dediği bu söz, bir öğüt değil; bir çağrıdır:
Ya insan ol, ya da kirletme kalabalığımızı.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.