Bir anne adayı belki, bir evlat, bir komşu, bir dost.
Hayat, onun için bir anda susturuldu. Bu satırları yazarken kanın rengini değil, vicdansızlığın suskunluğunu görüyorum. Çünkü mesele sadece bir cinayet değil, mesele; insanın kendi içindeki canavarı beslemesi.
Boşanma aşamasında olmak bir gerekçe değildir. Tartışma bir mazeret değildir. Öfke bir hak değildir.
Bir insanın hayatına son vermek ne töreyle, ne namusla, ne de erkeklikle açıklanabilir.
Şiddet, çoğu zaman “anlık” denir. Oysa hiçbir cinayet bir saniyede doğmaz. Erkeğe ağlama denir, geri adım atma denir, haklıysan vur masaya denir.
Sonra bu masa devrilir, bir hayat söner. Her kadın cinayeti, toplumun aynasına çarpılmış bir tokattır.
Bir kadının boğazı kesildiğinde aslında o toplumun vicdanı kesilir.
Devletin kanunları vardır, mahkemeler vardır,
cezalar vardır. Ama asıl eksik olan şey evde, okulda, sokakta verilen terbiyedir. Bir çocuğa küçük yaşta “insan hayatı kutsaldır” demekle başlar her şey. Kadına el kaldırmanın utanç olduğunu öğretmekle başlar.
Gerçek erkeklik öfkesini yutabilmektir. Kaybettiği zaman kabullenebilmektir. Giderken bile ona zarar vermemektir. Bir kadını öldürmek güç değil, zayıflığın en karanlık halidir. Şiddet ise güçsüzün silahıdır.
O ev şimdi sessiz. Duvarlar konuşmuyor ama her köşede bir çığlık var. Bir baba kızını toprağa verdi.
Bir anne evladını yitirdi. Ve bir toplum bir kez daha “neden?” diye sordu.
Cevap basit ama ağır: Çünkü biz öfkeyi terbiye etmeyi öğretemedik. Çünkü biz sevgiyi anlatırken saygıyı eksik bıraktık. Bu olay bir isimden ibaret değil, bir istatistik değil. Bu olay, insanlığın sınavıdır.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.