“Medeni dünyamız, şövalyelerle, askerlerle, eğitimli insanlarla, avukatlarla, rahiplerle, filozoflarla dolu bir maskeli balodan başka nedir ki? Ama maskelerin arkasında daima servet avcılarıyla karşılaşırsınız.”
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer bu sözüyle 19. yüzyılın toplumunu anlatmıştı ama, 21. yüzyıl Türkiye’sine baktığınızda satırlar dün yazılmış gibi.
Çünkü bizde de “maskeli balo” çoktan başlamış durumda — hem de büyük bir hız ve ihtişamla.
Bugün makamlar, yetenekle değil; sadakatle dağıtılıyor.
Ehil olan değil, itaat eden yükseliyor.
Kamu görevi bir sorumluluk değil, ganimet paylaşımı olarak görülüyor.
Liyakat, bir zamanlar devletin temel direğiydi; şimdilerde ise iktidarın en tehlikeli kelimesi.
Çünkü liyakat, maskeleri düşürür.
Türkiye’de artık her şey bir vitrinden ibaret:
Bilim, tabeladan; adalet, metinden; din, gösteriden; siyaset, pazarlamadan ibaret.
Her biri birer maske.
Kimin neye inandığı değil, kime hizmet ettiği belirliyor kaderleri.
Ve bu maskeli baloda “doğruyu söylemek” değil, doğru kişiye görünmek önemli...
Gerçek bilgi susarken, yaltaklanma ödüllendiriliyor.
Bir makama gelen, halka değil, kendini oraya getiren güce borçlu hissediyor.
Bu yüzden kimse halka hesap vermez; herkes yukarıya bakar, yukarıyı memnun etmeye çalışır.
Aşağıdakiler ise “sabır” telkinleriyle avutulur.
Günümüz Türkiye’sinde güç, artık bir hizmet aracı değil; kişisel kurtuluş projesidir.
Bir koltuğa oturmak, zenginliğe ve dokunulmazlığa açılan kapıdır.
Ve ne acıdır ki bu düzen, “adalet”, “din”, “vatan” gibi en kutsal kavramların arkasına saklanarak kendini meşrulaştırır.
Schopenhauer’ın kast ettiği maskelerin bugün bizdeki anlamı, karşılığı aynen bu şekilde gülümser:
“Vatanseverlik” maskesinin ardında çıkar,
“dindarlık” maskesinin ardında menfaat,
“adalet” maskesinin ardında hesap vardır.
Günümüz toplumunda en tehlikeli insan, maskesiz olandır.
Çünkü hakikati söyler, dengeyi bozar, düzeni rahatsız eder.
Oysa biz öyle bir hale geldik ki, gerçek yüzünü gösterenler susturuluyor,
maskesini iyi taşıyanlar ise ödüllendiriliyor.
Ama bu balo inanın sonsuza kadar sürmez.
Her maskenin bir ömrü vardır.
Bir gün ışıklar söndüğünde, olur da elektrikler kesilirse sahnede sadece yüzler kalır.
Ve işte o zaman belli olur, kim gerçek insanmış, kim yalnızca rol yapmış.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.