Türkiye’de anayasa tartışmaları her zaman sadece hukuki bir metnin değil, aynı zamanda devletin yönü, rejimin sınırları ve siyasal iradenin niyeti üzerine yapılır.
Son olarak MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın X hesabından yaptığı açıklamalar da tam olarak bu çerçevede okunmalıdır.
Dikkat ederseniz Yıldız’ın mesajlarının merkezinde iki temel başlık var:
“Terörsüz Türkiye” vurgusu ve başkanlık sisteminde kurumsal revizyon.
MHP açısından “terörsüz Türkiye” hedefinin pazarlığa açık olmadığı özellikle vurgulanıyor. Bu vurgu yeni değil; ancak zamanlaması önemli.
Çünkü kamuoyunda “sürecin ikinci aşaması” olarak tanımlanan hukuki düzenlemelerin ne olacağı merak edilirken, MHP açık bir şekilde devletin kırmızı çizgilerini yeniden ilan ediyor. Çok net bir şekilde: üniter yapı, milli devlet anlayışı ve kurucu değerler tartışma dışı bırakılıyor.
Bu noktada Yıldız’ın tarihsel referanslarına bakıldığın da bunun bir tesadüf olmadığını görürüz.
Bilge Kağan’dan Mustafa Kemal’e uzanan çizgi, MHP’nin siyasal hafızasında sürekliliği ve kopuşsuzluğu temsil ediyor. Mesaj net: Yeni anayasa konuşulabilir, ancak devletin özü konuşulamaz.
Asıl dikkat çekici başlık ise 100 maddelik anayasa önerisi ve başkanlık sistemine ilişkin yaklaşım.
MHP, mevcut sistemi savunmakla birlikte, sistemin daha kurumsal ve tanımlı hale getirilmesi gerektiğini söylüyor.
Başkanla birlikte iki yardımcının seçilmesi, kabinenin anayasal statüye kavuşturulması ve hükümet programının Meclis’e sunulması gibi öneriler, yürütmenin keyfiliğini sınırlamaya dönük teknik düzenlemeler olarak okunabilir.
Bu, MHP’nin başkanlık sistemine mesafeli olduğu anlamına gelmiyor.
Aksine, sistemin sürdürülebilirliği için kuralların netleştirilmesi gerektiği mesajı veriliyor.
TBMM Başkanı’na “tarafsız arabuluculuk” rolü yüklenmesi ise yasamanın sadece kanun yapan değil, kriz çözen bir mekanizma olarak yeniden tanımlanması isteğini gösteriyor.
Hak ve özgürlükler konusunda kullanılan “hürriyet esas, sınırlama istisna” ifadesi ise anayasal dil açısından dikkat çekici. Ancak bu ifadenin nasıl uygulanacağı, hangi alanlarda ve hangi sınırlarla hayata geçirileceği asıl tartışma konusu olmaya aday.
Özetle MHP’nin anayasa çıkışı, bir “değişim çağrısından” çok, çerçeve çizme hamlesi niteliği taşıyor. “Ne konuşulabilir, ne konuşulamaz” sorusuna verilen net cevaplar var.
Bu tavır, önümüzdeki dönemde anayasa masasında MHP’nin pozisyonunu belirleyecek temel referans olacak gibi görünüyor.
Yeni anayasa tartışmaları ilerledikçe asıl soru şu olacak:
Bu çerçeve genişleyecek mi, yoksa sadece mevcut sistemi tahkim eden bir revizyonla mı sınırlı kalacak?
Bana göre cevap, sadece hukuk metninde değil, siyasetin kuracağı dengelerde gizli.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.