Sosyal medyada giderek artan bazı videolar, “içerik üretimi” kavramının çok ötesine geçmiş durumda.
Vereceğim örneklerde; farkındalık, sanat ya da mizah adına zerre kadar bir karşılık olmadığı gibi, paylaşımlarda insan onurunun açıkça ayaklar altına alındığına şahit olacaksınız.
Kimileri meczup insanları taklit ederek, kimileri sözde birilerine ekonomik katkı sağlama bahanesi ile kimileride (Teyyo Emi” tiplemesi örneğinde olduğu gibi,) mabadını sallayarak, kimileride yayvan yayvan, belden aşağı konuşmaları ile seviyesizliği) kültürel bir faaliyetmiş gibi sunup para kazanma derdinde.
İzlenmek, algoritmada öne çıkmak, para kazanmak uğruna meczup insanların, engelli bireylerin, zihinsel rahatsızlığı olan kişilerin, toplumun en kırılgan kesimlerinin teşhir edilmesi; günümüzün en çirkin, en vicdansız sömürü biçimlerinden biri hâline gelmiş durumda.
Buradaki sorun yalnızca içerik üreticileriyle sınırlı değildir. Asıl problem, bu içerikleri tüketen, paylaşan, alkışlayan ve normalleştiren geniş bir izleyici kitlesidir.
Çünkü bu videolar, sadece birkaç kişinin ahlaki sınırlarını değil, toplumun vicdan seviyesini de aşağıya çekmektedir. İnsan acısı sıradanlaşmakta, insan onuru eğlence malzemesine dönüşmektedir.
Meczup olmak, Engelli olmak, ya da zihinsel farklılık bir kostüm değildir.
Para kazanma uğruna bir video için giyilip çıkarılacak, birkaç dakika eğlenilip geçilecek bir hâl hiç değildir.
Yaşamadığın bir hayatı taklit ederek empati yaptığını sanmak, empati değildir; bu, doğrudan istismardır.
Daha da vahimi, bu içeriklerin “sosyal sorumluluk”, “yardım”, “farkındalık”, “kültürel faaliyet” gibi etiketlerle sunulmasıdır.
Oysa ortada ne sorumluluk vardır ne de farkındalık. Sosyal sorumluluk; meczup ya da engelli bireyin izniyle, onun sesiyle, onun gerçekliğiyle yapılır.
Onu alaya alarak, (mabadını sallayarak) olmayan bir davranışı varmış gibi teşhir ederek, izlenme nesnesine dönüştürerek değil.
Bu paylaşımlar, toplumun en kırılgan kesimlerini iki kez mağdur eder.
Birincisi, doğrudan teşhir ve alay yoluyla onurlarını zedeler. İkincisi ise, izleyen kitleyi duyarsızlaştırarak, insan acısına karşı bir bağışıklık oluşturur.
Böyle bir ortamda merhamet zayıflar, saygı erir, empati yerini alaya bırakır.
Sırası gelmişken buradan bu tür içerik üretenlere şunu sormak lazım:
Davet edildiğiniz açılış ve etkinlikler ve sosyal medya üzerinden para kazanmak uğruna insanlık onurunu bu kadar ucuza satmak zorunda mısınız?
Beğeni uğruna başkasının hayatını küçültmek, alay konusu yapmak, rızasız tartışmalı bir teşhire zorlamak bu kadar sıradan olmak zorunda mısınız?
Algoritmanı yükseltmek uğruna sizde olmayan insanlık onurunu bu kadar alçaltmak, ayaklar altına almak zorunda mısınız?
Sevgili dostlar: engelli bireyi, zihinsel rahatsızlığı olan insanı, sokakta yaşayanı ya da korunmasız bir insanı “komik”, “tuhaf”, “izlenir” bir figür olarak sunmak; ne mizah, ne sanat, ne de kültür tanıtımı içerir. Bu, doğrudan doğruya saygısızlıktır.
Daha net söylemek gerekirse: bu, para kazanmak uğruna günümüz dijital çağın yeni istismar biçiminin ta kendisidir.
Buradan bu tür içerik üretenlere şu tavsiye de bulunmak istiyorum: üstüne basarak para kazandığın insanlara gerçekten katkı sunmak istiyorsan, Mikrofonu o dünyayı yaşamak zorunda kalan insanlara uzat.
Onların hikâyesini onların diliyle anlat.
Susmayı öğren. Dinlemeyi öğren. Meczup, Engelli, Yoksul ve Zihinsel kırılganlıktan eğlence çıkaran bir anlayışın; yarın adaletten, merhametten ve insanlıktan da vazgeçenini asla unutma….
Sevgili dostlar: vicdanını algoritmaya teslim eden bir toplum, er ya da geç kendi gerçeğinde kaybolur.
Ve o gerçekte artık ne insan onuru vardır, ne de toplumsal sorumluluk… Sadece çok izlenen bir çürüme kalır.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.