Sağlık sektörü, doğası gereği hata payının en düşük, insani sorumluluğun ise en yüksek olduğu alanların başında gelir. Ancak bugün Türkiye’de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği; tıbbi başarılar veya teknolojik yetkinliklerden ziyade, derinleşen bir ekonomik makasın ve yönetimsel bir iletişim krizinin kıskacında.
Piyasa gerçekleri ile kamu otoritelerinin belirlediği rakamlar arasındaki uçurum, artık sadece bir finansal tablo sorunu değil, bir toplum sağlığı riskine dönüşmüş durumda.
Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatları ve sabit kur uygulaması, sektörün en yumuşak karnı olmaya devam ediyor.
Reel enflasyonun çift haneli seyrettiği, küresel lojistik maliyetlerinin arttığı ve döviz kurlarının dinamik yapısı göz önüne alındığında; sabit kalmış kamu fiyatları, sektörü nefessiz bırakıyor.
Bu durumun yarattığı "fiyat makası", tedarikçiden hastaneye kadar uzanan zincirin her halkasını zayıflatıyor. Bir stentten bir ortopedik implant cihazına kadar her türlü tıbbi malzemenin temini, kârlılık meselesinden çıkıp bir "var olma" savaşına evriliyor. Maliyetler, kamu alım fiyatlarının üzerine çıktığında; nitelikli ve yüksek teknolojili ürünlerin yerini "idare eder" seviyedeki ürünler alıyor.
Bu da bizi doğrudan ikinci büyük riskimize götürüyor: Kalite standartlarının erozyonu.
Tedarik Zincirinde "Paydaş" Kültürü Neden Kayboldu?
Sürecin teknik boyutu kadar, yönetimsel yaklaşımı da alarm veriyor. Bazı satın alma ve yönetim kadrolarında gözlemlenen, piyasa dinamiklerini ve küresel krizleri görmezden gelen tutum, sektörel ekosistemi zehirliyor.
Tedarikçiyi sadece bir fatura kalemi veya bir rakam olarak gören anlayış, liyakatli ve çözüm odaklı yaklaşımın önündeki en büyük engeldir.
Oysa sağlık sektörü, birbiriyle kenetli dişlilerden oluşur. Tedarikçinin sistem dışına itilmesi veya finansal olarak sürdürülemez bir noktaya getirilmesi, hastanenin ameliyat yapamaması, doktorun en iyi cihazı kullanamaması ve nihayetinde hastanın sağlığına kavuşamaması demektir.
İletişim Bariyerlerini Aşmak İçin Atılması Gereken 4 Temel Adım
Kamu ve özel sektör arasındaki o "sağır diyaloğu" bitirmek ve sürdürülebilir bir model inşa etmek için şu adımlar birer seçenek değil, zorunluluktur:
1. Dinamik ve Otomatik Güncelleme Mekanizması
SUT fiyatları, piyasa gerçeklerinden kopuk bir şekilde yılda bir veya iki kez güncellenmemelidir. Döviz kuru, enflasyon ve hammadde maliyetlerine endeksli, şeffaf ve otomatik bir fiyatlama modeli geliştirilmelidir. Bu, sektöre "öngörülebilirlik" kazandırır.
2. "Paydaş" Odaklı Satın Alma Yönetimi
Satın alma süreçleri sadece "en ucuz fiyat" odaklı bir yarıştan çıkarılmalı; liyakatin ve teknik yeterliliğin ön planda olduğu, uzun vadeli iş ortaklıklarını teşvik eden bir modele geçilmelidir. Tedarikçi, sistemin bir parçası ve çözüm ortağı olarak masaya davet edilmelidir.
3. Şeffaf Veri Paylaşımı ve Dijital Takip
Kamu ve özel sektör arasında stok yönetimi, malzeme ihtiyacı ve maliyet analizi konularında eş zamanlı veri paylaşımı sağlanmalıdır. Bu, "kaynakların verimli kullanımı" ilkesini kağıt üzerinden gerçeğe dönüştürür.
4. Kamu-Özel Sektör İstişare Kurulları
Karar verici mercilerde (Bakanlıklar, SGK vb.) sektör temsilcilerinin sadece dinleyici değil, aktif fikir beyan eden ve teknik destek sağlayan paydaşlar olarak yer alması sağlanmalıdır. Politika üretilirken sahada toz yutanların sesi, karar odalarına girmelidir.
Sağlıkta Sürdürülebilirlik Bir Tercih Değildir
Eğer bugün bu adımları atmazsak, yarın en modern hastanelerimizde bile kullanacak nitelikli malzeme, iş birliği yapacak güçlü firma bulamayabiliriz.
Sağlıkta verimlilik, ancak liyakatli bir yönetim ve piyasa gerçeklerine saygı duyan bir diyalog zeminiyle mümkündür.
Toplum sağlığı ne sadece rakamlara ne de sadece piyasanın insafına bırakılabilir.
Gerçek çözüm; rakamların piyasa gerçekleriyle barıştığı, şeffaf ve sürdürülebilir bir yönetim anlayışıdır.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.