Hani sabah- akşam gözümüze batan, aklımıza ateş eden şu Osmanlı için iç geçiren aymazlar yok mu? İşte onları hatırlattı.
Sanki Cumhuriyet, Osmanlı’daki “sosyolojik çelişkilerin doğurduğu bir sonuç” değilmiş gibi. Bre idraksizler, sizin Osmanlı hayranlığınız;
Müslümanlığınızdan ise? Osmanlı’da Müslüman oranı %58 idi, Cumhuriyet’te ise %99. (Hoş, sizce önem arz etse de bu oranın her ikisinde de hiçbir kıymeti yok; o ayrı bir konu.)
Probleminiz TÜRK ise? Bu topraklarda Türk düşmanları şöyle dursun, Türk olmayanlardan ne fayda gördünüz? (Türk’ten kastım sosyolojiktir.) Hem Osmanlı’yı Türk düşmanları yıkmadı mı?
Peki, nedir sizin derdiniz? Şimdi be ruhunu kölelik kaplamış ve aklının üstüne oturmuş zavallı sen; Osmanlı’da kapı kulu bile olamazdın, lüzumsuz bir eşya idin. An itibarıyla Cumhuriyet’te en azından yalakalığa terfi etmişsin. 😊
Evet, kölelik senin ruhuna karargâh kurmuş. Tabii genelde bu durum, şüphesiz, daha çok günün “Müslümanım” diyenlerinin açmazıdır.
Kendilerinin “kullarım” diye çağrıldığı Osmanlı saltanatı sistemini, kendilerinin “efendiler” diye çağrıldığı Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk sisteminden ayıramayacaklara “embesil tayfası” demekten başka ne denir?
Bakın, Peygamber döneminde malum dört halife bile “halife” deyimini kullanmamıştır. “Emirü’l-emirin” (devletin başı) kullanılmıştır. Tabii günümüzde peygamber ve dönemine Muaviye gözlüğünden bakanlara bunu nasıl anlatacaksak?
Halifeyi Muaviye’nin kullandığını; hem de “Allah’ın Halifesi” anlamında… Osmanlı’daki halife de “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” ifadesiyle aynı anlamdadır. Ve Allah’ın hükmüne göre bu şirktir. Kur’an’da “La ilahe illallah” (Allah’tan başka egemen yoktur) denirken, şimdi nerede kaldı o egemen? Her söze “La ilahe illallah” diye başlayan bu turfanda Cumhuriyet düşmanlarına ne demeli?
Eğer ibret için araştırıp sorgulayacaksanız göreceksiniz ki Osmanlı, Türklerin kurduğu bir devlettir; ancak süreçte halifelik adına Türklerin kontrolünden çıkmıştır. Ta ki İttihat ve Terakki’ye kadar. Bu dönem ise yalnızca dillendirme dönemidir. Sadece Türklerin kontrolünden çıkmış değil, Muhammedî İslam’ın şuurundan da dışlanmıştır.
Yavuz’un Şah İsmail’e yazdığı mektup ibrettir:
“Ben ki Sultan Bayezıt oğlu Sultan Selim, sen ki ey eşek Türk; Türk değil mi şu Mezopotamya’nın eşeği, eşek değil köpekten de aşağı” diye hakaret, tahkir ve tezyif kayıtlardadır.
Hilafet, 1517’de Mısır’ın fethi ile Abbasilerden rol çalarak Yavuz’la birlikte sultanlığa eklenince, “Allah’ın nehyettiği hurafe” sel olmuştur. Ta ki 1920’lere kadar.
Padişahın Bağdat Valisine gönderdiği mektubun dilini saraydan başka anlayan yoktu. Avam asla anlamıyordu!
Yönetime bakın: Hatunlar genelde önce cariye, sonra efendi kadın oluyorlardı. Bir kaba oturtamadığınız Vahdettin, Abdülmecid’in 43. çocuğudur. Öyle ki Osmanlı tarihi monoblok bir tarih de değildir; süreçte zaman zaman değişiklikler vardır.
Mezhepler, devşirmelerin ihtişamı, İttihat ve Terakki ile Türkçülük vs… İttihat ve Terakki’de “neslin baban, ceddin deden” marşı gibi… Bakın, katledilenler eğer sıradan vatandaş, avam ise kan akıtarak; saraylı ise boğularak katledilirdi. (İşte bu da Oğuz geleneğidir.)
Örneğin Türk soylulardan vergi alınmamıştır. Mesela Gagavuzlardan, gayrimüslim olmalarına rağmen! İşte bütün bunlar bir sülalenin saltanatını ebedi kılma uğrunadır.
Hülasa; Osmanlı’yı Türkler kurmuştur ama gayri Türkler egemen olmuştur. Türklerin yönetiminden çıkmıştır. Her şeye rağmen potansiyel olarak tabii ki ecdadımızdır.
Kıyafete bakın ki 1915’te Kadıköy Meydanı’nda topluma bakınca:
Kim Müslüman?
Kim gayrimüslim?
Kim Ermeni?
Kıyafetlerinden belli idi.
“İmanımın belgesi” diyerek Yunan giysisi fesini çıkarmayan İskilipli ne ise, günümüzde de ham yobazların “kravatsız ve yakasız gömlek, kirli sakal” salgını aynı olguyu çağrıştırmıyor mu? İşte Mustafa Kemal bu çarpık geleneği Kıyafet Kanunu ile yıkmıştır.
Medeni yanına gelince: 1826’da Tıbbiyeyi Şahane Mektebi açılıyor. 1926’ya kadar tek bir kız öğrenci alınmıyor.
Bakınız, 1921’de İsmet Paşa’nın ilk Başbakanlığındaki ilk kararname, kadınlarla erkeklerin toplu taşıma araçlarında beraber aynı alanı paylaşmasına müsaade ile çıkmıştır.
Halkalı’ dan trene binen veya Kadıköy’den vapura bilet alan karı koca, tren ve vapurda (günümüzde çağrıştırıldığı üzere) ayrı ayrı yerlere yönlendirilerek oturtuluyordu.
Şimdi bu hâliyle Cumhuriyet cephesinden baksanız köleliğiniz, kula kulluğunuz; kimseye bırakmadığınız din cephesinden bakarsanız müşrik (Allah’a ortak koşan) olduğunuz sırıtıyor! Ne olacak bu sefaletiniz?
Monarşi, oligarşi ve teokrasilerde hüküm; şah, padişah ve kabilededir.
Cumhuriyet’te ise hüküm ferttedir. Her bir fert ise şah ve padişahtır. Cumhuriyet; sınıflar arası geçirgenliktir ve Türk milletinin karakteridir.
İfadeye dökmeden geçmeyeceğim: Kur’an’da “vasiyet” kavramı manidardır. Ne var ki Allah Kur’an’da baştan aşağı “verin, verin / vasiyet edin” derken; hadislerle peygamberin “aman aman vermeyin, 1/3’ü de vermeyin” diye nehiy (yasak) edildiği görülür. (İşte bu hadis diye Arap geleneğidir.)
İşin hülâsası; para ihtiyacı olanlaradır, kazananın değil; size ihtiyacınız olanı kadar. Yani vasiyet haktır, ancak ihtiyacı olanlara!
Bakın, oysa Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi kitabından:
“Peygamber hasta yatağında eşi Ayşe’ye diyor ki: ‘Yastığımın altında yedi dirhemim var, onu bir yoksula ver. Yedi dirhemim de olsa Allah’ın huzuruna çıkamam.’”
Sıfırlayarak gitmek… Bir insan sıfırlayarak gidiyorsa %50 kurtulur. Diğer %50 ise “yaşarken nereden buldun?” sorusundadır.
Mustafa Kemal’e gelince; vasiyet yetmemiş, kanun çıkarmış; TDK vb. kurumlara verilmesine! Çünkü kendisinden sonra çakalların hışmına uğrayacağını bildiği için kanun çıkarıyor.
• 1920: TBMM açılıyor.
• 1921: Teşkilât-ı Esasiye Kanunu.
• 1922: Saltanatın kaldırılması.
• 1923: Cumhuriyetin ilanı.
• 1924: Hilafetin kaldırılması.
Hilafetin kaldırılmasına dair daha sonraki itirazlara Mustafa Kemal:
“Sonraya kalırsa İngilizler kaşır şimdi.” der.
Bu tablo, Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhu; belgesi ise Cumhuriyet / insan iradesidir.
Hülasa Osmanlı’dan Cumhuriyet’e; egemenliğin bir aileden alınıp bir millete verilmesidir. Cumhuriyetle (istemeyerek) “padişahım çok yaşa”dan, (coşkuyla) “Türk Milleti çok yaşa’ ya atılan toplu bir çığlıktır. OSMANLI DİYE İÇ GEÇİRENLERE ŞİFA OLSUN.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.