İktidar farklı bir hikâye anlatsa da biz Suriye’de savaşıyorduk. Tabii ki ülkeler güvenliği ve çıkarları için, son çare olarak savaşabilirler. Ama biz Suriye’de, güvenliğimizin ve çıkarlarımızın hilafına savaşıyorduk. Adeta 1979’da Pakistan’ın ABD’nin peşinden giderek Afganistan’da yaptığının üç aşağı beş yukarı aynısını 2011’den beri Suriye’de yaptık.
ABD’nin amacı; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gereğince Suriye’de rejim değişikliği yapmak ve ülkeyi etnik ve mezhepsel olarak parçalamaktı. İsyan ve iç karışıklık tezgahlandı. Türkiye’deki iktidar bunun kolay olacağını sandı, Amerikalıların dolduruşuna geldi, Arap Baharını kendisi için şans olarak gördü, İslam Dünyası’na liderlik yapabileceğini, Yeni Osmanlı hayalini gerçekleştirebileceğini ve Türkiye’yi güneye doğru büyütebileceğini sandı. ABD tarafından kullanıldığının farkındalığına sahip değildi. Eski Türkiye, bu oyuna gelmezdi. İşte bunun için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kuruldu. Çünkü; Türk Generalleri sözde hizadan çıkmıştı ve artık sorgusuz sualsiz ABD’nin yanında durmuyorlardı.
Koşullar ve Güncel Gelişmeler
Suriye ile normalleşmeyi ve politika değişikliğini güncel koşullar ve gelişmeler emrediyor. Bunlar;
Suriye Çözülürdü
İktidar Suriye savaşına risk ve maliyet analizi yapmadan, ulaşılabilir kesin hedefler tespit etmeden, çıkış stratejisini belirlemeden, muhtemel sonuçlarını düşünmeden, halk desteği ve uluslararası meşruiyeti olmadan, ABD’ye duyduğu güven ve inançla savaşın çok kısa sürede Esad’ın devrilmesi ile Irak’taki gibi biteceği hayalini kurarak, balıklama atlamıştı.
Devlet aklı olmadan, Cumhuriyet’ten rövanş almaya çalışan Siyasal İslamcı ve Yeni Osmanlıcı sığ zihin durumuyla alınan kararlar; Şam’dan, Moskova’dan ve Tahran’dan geri döndü. Gerçekten Rusya ve İran topa girmeseydi; vekalet savaşına karşı iyi mücadele etmesine rağmen Suriye çözülürdü.
Türkiye Niçin Hedef Alındı?
Suriye’nin kuzeyinde Türk Bayraklarını yakmak, üzerlerinde salya sümük tepinmek, tırları tahrip etmek ve PTT binalarına saldırmak gibi Türkiye’yi hedef alan eylemler; bir birikimin ve zaman içinde oluşan iklimin bir sonucu.
Nedenleri ise;
Eski adıyla Özgür Suriye Ordusu, yeni adıyla Suriye Milli Ordusu, Türkiye’nin Esad ile barış yapmasını istemiyor. Demek istiyorlar ki; “Bizi kullandınız, hatta Azerbaycan’a, Libya’ya ve Afrika’da başka yerlere bile gönderdiniz. Eğer bizi satar ve Esad ile anlaşırsanız; hem Suriye’nin kuzeyini hem de Türkiye’yi yakarız”.
Nedir Devrimin Çıkarları ve Stratejisi?
Bu yapı; Türkiye’yi devrimin stratejik çıkarlarına ve kazanımlarına ihanet etmekle suçluyor. Burada devrim dedikleri; Esad’ın devrilmesi ve rejim değişikliği. Türkiye’nin kurduğu ve desteklediği bu yapı, bu hedef peşinde koşarken; Türkiye’deki iktidar ise Beşar Esad ile bir sorununun olmadığını, eskisi gibi ailece görüşebileceklerini, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduklarını, Suriye’de oluş amaçlarının Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda bulunan ve PKK’nın uzantısı olan PYD/YPG’yi sonlandırmak olduğunu söylüyor. Ama ABD’nin koruması altında olduğu için bir şey yapmıyor veya yapamıyor. Bu arada; iktidarın destek verdiği Suriye Milli Ordusu, Esad’a bağlı Suriye güçlerine saldırmaya da devam ediyor.
İktidar tarafından verilen güvenceler sonunda, Türkiye karşıtı eylemler şimdilik bitirildi. Ama bu durum sürdürülebilir değil. Suriye’nin istikrarı Türkiye’nin istikrarı, Suriye’nin toprak bütünlüğü ise Türkiye’nin toprak bütünlüğü demektir. Türkiye’nin Suriye ile iyi niyetli olarak masaya oturması, sorunları çözecek adımların cesaretle atılması, sığınmacıların geriye dönüşü için gerekli iklimin ve şartların hazırlanması, Türkiye’nin bugüne kadar destek verdiği radikal yapılardan desteğini çekmesi, bu konuda çözümler üretilmesi ve bir termin planı dahilinde TSK’nın Suriye’den çekilmesi; Türkiye için de yaşamsal derecede önemlidir.
Barış Yapmanın Zorlukları
Tabii ki bu hareket tarzının büyük zorlukları var. En önemli olanları;
ABD’nin barıştan yana olmamasının nedenleri ise;
AB’nin endişesi ise Türkiye-Suriye barışı sonrasında yabancı silahlı radikal unsurların tasfiyesinin doğurabileceği kitlesel göç dalgası ve bunun Avrupa’ya olası etkileridir.
Erdoğan Gerçekten Samimi mi?
Bu zorluklara rağmen; Türkiye-Suriye görüşmeleri karşılıklı güvene, çıkarlara ve güvenliğe dayanarak yapılmalı ve soruna neşter vurulmalıdır. Bu barışı yapmadıkça ve öteledikçe, küresel ve bölgesel odakların dahli daha da artacak, fatura bölge ve her iki ülke için daha da büyüyecektir. Bu sorunun bir an önce çözülmesi Türkiye için yaşamsal derecede öneme sahiptir. Ama Esad, Erdoğan’a güvenmediği için Putin’den güvenceler istemektedir.
Çünkü; Erdoğan’ın samimi olarak barışı istediği konusunda Suriye tarafında ciddi şüpheler var. Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve rejimi açısından kabul edilemeyecek şartlar öne sürmek; esasında barışı istememek anlamına da gelir. Erdoğan, NATO'nun 75'inci kuruluş yıl dönümüne denk gelen zirve (9-11 Temmuz 2024) öncesinde, ABD’ye gitmeden “Biz dün Suriye ile düşman değildik ki, biz Esad ile zaten ailece görüşüyorduk!” diyerek ve Esad’ı Türkiye’ye davet edeceğini söyleyerek hem Putin’in ısrarlı ricalarını karşılamış hem de ABD’de Biden ile yapacağı görüşme öncesi pazarlık gücü elde etmek açısından bir manevra yapmış olabilir mi? ABD’den eğer istenen destek alınırsa; daha önce CHP’ye yapıldığı gibi Esad için de “denedik ama olmuyor” denebilir. Sanırım böyle bir sonuca şaşırmazsınız!
Büyükelçi Süha Umar’ın “Kanal İstanbul ve Montreux Boğazlar Sözleşmesi - Neredeeen, Nereye” adlı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.
Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.