Zafer Arapkirli

Günün Yazısı


Tünele girdiler

.

Gazete yazılarımda, TV yayınlarımda, toplu etkinliklerdeki ve özel ortamlardaki konuşmalarımda sık sık atıfta bulunduğum bazı İngilizce deyimler veya atasözleri vardır. Bunu "İngiliz ya da İngiltere hayranlığımdan" filan değil, çok zengin bir dil olan ve neredeyse 60 senedir yazılı - sözlü kullandığım o dilde bazı durumların bizden çok daha mükemmel anlatıldığı örnekleri kullanmak istediğimden yaparım.

O deyimlerden biri de "To add insult to injury" deyimidir.

Türkçeye (mealen) şöyle çevirebiliriz: "Yaraya/Acıya hakaret ekleme" durumu. Yani, "Vurup yaraladığınız ya da bir şekilde canını yaktığınız birine, bir de bununla yetinmeyip hakaret etmek..."

Bu topraklarda bizlere yıllardır zulmeden, iliğimizi kemiğimizi sömüren, acımasızca işkence eden, boğazımızı sıkan, yoksulluğu geçtim, açlık seviyesini bile bize çok gören, adeta fiilen yok ederek bizden kurtulmaya yemin etmiş zâlimlerin, bir de bu yetmiyormuş gibi karşımıza geçip adeta "nanik" yapmalarından söz ediyorum.

İnsanın isyan içinde haykırıp, olanca desibel gücüyle dağları yıkası geliyor!..

Örneğin, iktidar partisinin grup başkanvekili bir hanımefendi çıkıp milyonlarca kişinin TV’den izlediği bir meclis oturumunda "Durumumuz müsait olsa daha da fazlasını veririz (emeklilere) ama, şu an ancak bunu karşılayabiliyoruz" mealinde alay ediyor insanlarla. Hem de "ağır alay" ediyor. Bunca yıllık siyaset deneyimi ile, devletin imkânlarını ve hatta devletin istediği zaman kime neler neler verebildiğini (oluk oluk akıtabildiğini) neleri veremediğini, emekli aylıklarının devlet bütçesine ne kadar yük olup olmadığını gayet iyi bilen biri bu.

İktidar cenahından bir başkası çıkıp, yine utanmadan "Nasıl geçinemiyormuş yahu bu emekliler? Bal gibi yeter o kadar maaş (not: zaten maaş değil o aylık ya da ödenek o para)" diyebiliyor.

Geçen gün de, yine iktidar partisi mensubu bir milletvekili Tekirdağ milletvekili Sayın Mestan Özcan, "Benim emekli maaşımı, milletvekili maaşımı (yaklaşık 500,000 TL gibi bir para) size vereyim. Bakalım bizim karşı karşıya kaldığımız harcamaların altından kalkabilecek misiniz?" mealinde konuşmuş. Yani, baktığınız zaman neredeyse bizden daha fazla "ağlaşıyor" beyefendi!

Neymiş efendim? "Öyle, sanıldığı gibi ayrıcalıklı, araç, mazot, konaklama, ulaşım, uçak vs. indirimlerinden" yararlanmıyormuş (!) sayın milletvekilleri. Toplantıyı izleyen meslektaşlarımız da bunları hatırlattıklarında, espriye vuruyor.

Dün de ben BirGün TV canlı yayınında sayın milletvekilini arayıp hatırlattım bu ifadelerini ve samimi olarak "maaş takası" teklif ettim. "Gelin, siz benim maaşımı alın ben de sizinkini, bir de öyle deneyelim bakalım" dedim. Sözlerinin "bağlam dışında yansıtıldığını" öne sürdü. Yayında tartışmak istemediğini "yüz yüze oturup konuşabileceğimizi" söyledi. Israrımı sürdürünce de, anında "tünele girdi..."

Yayının sonrasında BirGün TV izleyicileri şunları duydu:

"Alo! Aloo! Aloooo! Aaaalooo... Bip bip bip bip bip..."

Zaten bir süredir, hattâ uzunca bir süredir bu "tünele girmişlik" durumunu yaşıyor muktedirler. Fabrikada zam isteyen işçi karşısında patronlar, insanca bir asgari ücret talep eden on milyonlarca emekçi karşısında Çalışma Bakanı - TİSK ittifakı, haysiyetleriyle oynanmasına isyan eden emekliler karşısında AKP - MHP ittifakı...

Nedense, "telefonları çekmiyor" bir türlü.

Bip bip bip bip bip...

Vatandaşın halini, nasıl "iki yakasını bir araya getiremediğini", yoksulluğun da ötesinde tam bir sefalet uçurumundan aşağı hızla düşmekte olduğunu bilmezden ve duymazdan gelip hem bir "sağıra yatma" durumu, hem de "acıya
hakaret ekleme" durumu.

Bununla da yetinmiyorlar.

İnsanların dişinden tırnağından arttırdığı paralarla ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken (görece) daha ucuz mal ve hizmete erişimine bile kısıtlama getirmeye çalışıyorlar.

Sanki "yerli üretimi" varmış gibi, örneğin yurtdışından cep telefonu getirmeye kalkanı anasından doğduğuna pişman edecek düzeyde on binlerce TL vergi kesiyorlar.

Örneğin, piyasada döviz kuru bahane edilerek her geçen gün zamlanan bazı (yine burada üretimi olmayan) ürünlerin yurtdışından (Çin vs.) internet üzerinden kişisel satın almalara gümrük vergisi ve gümrük işlemi mecburiyeti (sınırı ve kotayı sıfırlayıp) getirerek, dar gelirli öğrenci, işçi, emeklinin üç kuruşluk bir telefon kılıfı, şarf kablosu, kalem, çakmak, şemsiye çanta vs. almasını yasaklıyorlar.

Örneğin, kendisi Türkiye’nin en büyük tur operatörü ve rezervasyon firması sahiplerinden biri olması ayıbına rağmen, seyahat acentaları birliğini kullanarak Turizm Bakanı, "yurtdışından faaliyet gösteren rezervasyon firmalarının daha ucuza tur, tesis rezervasyonu vs. satmasına" itiraz edebiliyor. Bir de utanmadan "haksız rekabet" gerekçesine sarılabiliyor. Sanki "hem Turizm Bakanı, hem turizmci şapkası" ile dolaşmak "haksız rekabetin tillahı, daniskası" değilmiş gibi. Hiç yüzü kızarmadan!

Ama bunları sorguladığın zaman, anında "tünele girmiş" ayaklarına yatıveriyorlar.

Benim bunlara karşı bir önerim var.

Seçim zamanı geldiğinde, o gün sandık ortaya koyulduğunda, (oyunuzun zayi olmaması için tabii ki oy zarfının içine değil ama açığa) şöyle notlar koymak:

"Sayın mâlûm grup başkanvekili. Kusura bakmayın. Bu sefer size veremiyorum oyumu. Müsait değil durumumuz. Bir dahakine inşallah"

Ya da canlı yayında konuşurken, o telefonu bir anda çekmeyip tünele giriveren sayın Tekirdağ milletvekilinin seçim bölgesindeki sandığa oy atarken şöyle bir not:

"Alooo! Biiip biiip biiip!"


Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.

1.02.2026 01:03:00