İlker Çelik

Günün Yazısı


Vergisi Ödenmiş Giyotin'mi, Vergisi Verilmemiş Uçurum mu?

,

Türkiye bugün sadece bir ekonomik krizle değil, toplumun en küçük birimi olan aileyi ve en büyük teminatı olan gençliği vuran devasa bir sosyal ve ahlaki çürüme ile karşı karşıya.

 Sokaklardaki gürültünün, Ankara’daki bitmek bilmeyen polemiklerin ve televizyonlardaki boş tartışmaların ardında, sessizce büyüyen bir dev var: Sanal kumar, yasadışı bahis ve dijital bataklık. Bu bataklık sadece paraları yutmuyor; hayalleri, gelecekleri, yuvaları ve en acısı gencecik canları yutuyor.

Siyasetin Sağır Kulakları ve İlk İşaret Fişeği

Bu tehlike bir günde gelmedi.

Yıllardır bir çığ gibi büyüyordu ancak siyasetin gündemi sokağın gerçeklerinden çoğu zaman kopuktur.

Siyasetçiler yüksek tavanlı salonlarda strateji yaparken, telefon ekranlarındaki o renkli ve "kazanç" vaat eden uygulamalar binlerce genci çoktan ağlarına düşürmüştü.

Yiğidi öldürüp hakkını vermek gerekirse; bu toplumsal felakete karşı en erken, en net ve en donanımlı şekilde ses yükselten isim DEVA Partisi lideri Ali Babacan oldu.

Diğer siyasi aktörler meseleyi henüz "magazinel" bir kara para aklama hikayesi veya birkaç fenomenin şatafatlı hayatı olarak görürken; Babacan, bu meselenin sosyolojik ve ekonomik bir beka sorunu olduğunu haykırdı. "Gençler umutsuz, gençler alın teriyle bir şey elde edemeyeceğine inandırıldığı için bu zehirli hayallere koşuyor" diyerek meselenin özünü teşhis etti. 

Babacan’ın bu erken uyarısı, aslında bugün yaşadığımız toplumsal infialin aylar öncesinden verilmiş bir raporuydu.

Uydudan Değil, Kalpten Bakmak: Kararan Hayatlar

İstatistikler bize "yasadışı bahis hacmi şu kadar milyar dolar oldu" diyor.

Peki ya rakamların anlatamadığı o kor ateş? Bu yazının asıl öznesi, bir ekonomi tablosu değil; yüreği yanan analar ve babalardır.

Bir anne düşünün; yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş, evladını üniversiteye göndermiş. 

Ancak o evlat, bir telefon uygulaması üzerinden "tek tıkla" girdiği o dehlizde, önce bursunu, sonra hayallerini, en sonunda da onurunu kaybediyor.

Borç batağına saplandığında gidecek kapısı kalmayan, tefecilerin ve dijital çetelerin tehditleri altında nefesi kesilen bir gencin, çareyi bir ipte veya bir binanın tepesinde aramasının vebalini kim ödeyecek?

Oğlunun cansız bedenini toprağa veren bir babanın, mezar başında döktüğü gözyaşının hesabını hangi ekonomi programı verebilir? "Bunalımdaydı" denilip geçilen her intihar haberinin arkasında aslında bir sistem kurbanı yatıyor.

Evindeki buzdolabını, eşinin alyansını, babasının emekli maaşını o bataklığa gömen binlerce parçalanmış yuva, bugün Türkiye'nin en acı gerçeğidir.

Zehirli Hayaller: Kripto, Borsa ve Mafyalaşma Özentisi

Kumar sadece "bahis" adıyla karşımıza çıkmıyor. Bu zehirli iklim, her türlü emeksiz zenginlik hayalini besliyor:

  • Kripto Batağı: Finansal okuryazarlığı olmayan, borç para ile "kaldıraçlı işlem" yapan gençler, saniyeler içinde tüm hayatlarını sıfırlıyor. Dijital bir kumarhaneye dönen bu alan, denetimsizlik yüzünden binlerce kişiyi intihara sürüklüyor.
  • Borsa Oyunu: Şirketlere ortak olmak için değil, kısa yoldan "vurgun" yapmak için borsaya oyun olarak görüp giren, spekülatörlerin elinde oyuncak olan küçük yatırımcı, sermayesini değil umudunu kaybediyor.
  • Mafyalaşma ve "Racon" Kültürü: Belki de en tehlikelisi budur. Sosyal medyada pompalanan, belinde silahla gezen, lüks arabalarda kara para aklayıp bunu "başarı" gibi pazarlayan figürler, gençlerimizin idolü haline getirildi. Dürüst çalışmak "enayilik", alın teri dökmek "zayıflık" olarak kodlanıyor. Emeksiz, zahmetsiz, hukuku çiğneyerek zengin olanların ödüllendirildiği bir toplumda; gençler, çareyi mafyatik yapılara özenmekte ve kısa yoldan köşeyi dönmekte arıyor.

Siyasetin Gecikmiş "Aydınlanması" ve İronik Tablo

Ali Babacan’ın uyarılarından çok sonra, siyasetin diğer aktörleri de bu yangını görmeye başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dijital mecraların gençliği zehirlediğine dair sert ifadeler kullanarak konuyu devletin en üst düzeyine taşıdı. 

CHP lideri Özgür Özel, meselenin toplumsal yıkımına dair raporlar hazırlatıp sesini yükseltti. Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan meselenin ahlaki ve manevi tahribatına dikkat çekerken, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu sosyal çürümenin bir "milli güvenlik sorunu" haline geldiğini vurguladı.

Ancak burada karşımıza çıkan tablo, kelimenin tam anlamıyla bir trajedidir. Ülkeyi 22 yıldır yöneten ve TBMM’de her kanunu geçirme gücüne sahip iktidar partisi, bugün kendi yarattığı iklimden şikayet ediyor. 

Yasal kumarın reklamlarla her eve girmesine göz yuman, Milli Piyango'yu adeta bir umut tacirliği aracı haline getiren, denetim mekanizmalarını felç eden irade; şimdi sanki bu canavarı başkası büyütmüş gibi "gençlerimiz elden gidiyor" diye feryat ediyor.

Bu durum, tarihin en büyük siyasi ironilerinden biridir: Kendi elleriyle kurdukları "kolay para ve şov" düzeninin, bugün kendi toplumlarını yiyip bitirmesini bir "dış güç" veya "sosyal medya hatası" olarak göstermeye çalışıyorlar. 

Oysa sokaktaki o zehirli iklimin müsebbibi; liyakatsizliğin, adaletsizliğin ve "paranın dini imanı olmaz" anlayışının ta kendisidir. Kendi suladıkları bataklıkta şimdi sinek avlıyorlar, ama asıl mesele o bataklığı kurutacak iradedir.

"Yasal" Olan Masum mudur?

Sadece yasadışı olanı konuşmak yetmez. Devletin bizzat eliyle oynattığı, televizyon kanallarında, futbol formalarında, billboardlarda gözümüze sokulan "yasal" bahisler ne olacak? "Vergisini verdiğin sürece batabilirsin" demek, bir devlet anlayışı olabilir mi? Kumarın yasal olması, onun bir aileyi dağıtma gücünü azaltmıyor. Aksine, yasal olması ona bir "meşruiyet" kazandırıyor ve gençlerimizi yasadışı olana götüren ilk basamak oluyor. 

Devlet, kumar üzerinden vergi toplayan bir kasa değil, vatandaşını bu bağımlılıktan koruyan bir kalkan olmalıdır.

Bu yazı, sadece bir eleştiri yazısı değildir; bir feryattır. 

Gencecik bedenler toprağa giriyor, evlerin ışıkları sönüyor. Bu mesele siyaset üstü, ideoloji üstü bir meseledir. 

Eğer biz; çalışmanın, üretmenin, alın terinin kutsallığını bu gençlere yeniden öğretemezsek; onlara "dürüst kalarak da onurlu bir hayat yaşanabileceği" bir Türkiye sunamazsak, bu yangın hepimizi yakacak.

Ali Babacan’ın ilk işaretini verdiği o "felaket senaryosu" bugün gerçektir. Muhalefet liderlerinin ve hatta en sonunda iktidarın bile kabul etmek zorunda kaldığı bu kriz, polisiye tedbirlerle çözülemeyecek kadar derindir.

Bu bataklığı kurutmak için;

  1. Devlet eliyle yapılan kumar reklamları derhal yasaklanmalıdır.
  2. Kripto ve borsa alanında "kumar" mantığıyla çalışan kaldıraçlı yapılar sıkı denetlenmelidir.
  3. Mafyalaşmayı özendiren dizilere ve sosyal medya içeriklerine karşı toplumsal bir bilinç geliştirilmelidir.
  4. Ve en önemlisi; gençlerimize hayal kurabilecekleri, adil bir ekonomik düzen sunulmalıdır.

Unutulmasın ki; bir ülkede umutlar biterse, kumar başlar. 

Umutlar biterse, cinnet başlar. 

Giden canların, kararan hayatların ve sönen ocakların telafisi yoktur.

Biz bugün bu sessiz çığlığı duymazsak, yarın ağlayacak bir geleceğimiz bile kalmayacak.


Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.

12.01.2026 16:00:00