Zafer Arapkirli

Günün Yazısı


Zehirsiz Türkiye

Zehirsiz Türkiye

Bugünlerde, hatta özellikle bugün, tüm dikkatlerin üzerinde toplandığı mahut komisyon ve malum süreç vesilesiyle siyaset literatürüne giren 'Terörsüz Türkiye' diye bir kavram ve bu formatta bir sıfat tamlaması geleneği oluştu.

Bir zamanlar 'Dumansız Hava Sahası' ya da 'Kesintisiz İletişim' gibi klişeler ve dönemsel reklam/kampanya sloganları olarak da çok kullanmıştık bunun gibi tamlamaları.

Bu klişe tanımlamalar, bir tür olumsuzluktan 'arındırma isteği'nin ya da 'kurtulma isteği'nin hatta daha da ötesinde 'temizleme isteği'nin yansıması olması açısından çok kolay kabullenilen ifadeler oluyor.

 

Geçen bir haftadır konuştuğumuz şu talihsiz ailenin başına gelen zehirlenme vakası da, kendiliğinden 'Zehirsiz Türkiye' talebini de beraberinde getirebilir. Hem, ilk başta kuşkuların yoğunlaştığı 'zehirli' ya da zehirlenmeye yol açabilecek gıdalar konusunda, hem de şimdi daha yoğun konuşulan olasılık üzerinden 'ilaçlama sektöründeki' aksaklıkları giderebilmek için farkındalık talebinin hedefi olarak bu çağrılar önemlidir.

Aslında, Türkiye’nin bu tür '-siz, -sız, -süz, -suz' ekleriyle ihtiyacı olan pek çok tamlamanın gündemimizden bir türlü çıkmadığını da hatırlamamıza vesiledir bu söylem biçimi.

Örneğin, 'Hukuksuz Türkiye'yi konuşmuyor muyuz, uzun süredir?

∗∗∗

Siyasi iktidarın, konumunu sağlamlaştırmak ve rakiplerini, muhaliflerini birer birer saf dışı edebilmek için yargı sistemini, en alt seviyeden en yüksek organlara kadar nasıl bir araç, hatta bir 'sopa' olarak kullanma eğilimi içinde olduğunu çok iyi tanımlamıyor mu bu sıfat tamlaması da?

Örneğin, 'Eğitimsiz Türkiye'den söz etmemize yol açabilecek kadar ciddi bir gerici harekâtla karşı karşıya değil miyiz, yıllardır?

Okulların çağdaş ve tamamen bilime dayalı eğitim programlarından arındırılmasını, özellikle son bir kaç yıldır 'Maarif Yüzyılı Modeli' adı verilen bir abuklukla ve 'değerler eğitimi' safsatasıyla, henüz anaokulu çağlarından başlayarak körpecik beyinlerin, hurafelerle doldurulması yönündeki yobaz atılımları bu çerçevede anmak doğru olmaz mı?

Örneğin, 'Sağlıksız Türkiye', bugün sağlık sisteminin çöküşünü adım adım gerçekleştirenlerin menfur ve hunharca hayata geçirdiği bir hedef değil mi? Kamunun bir milimetre bile çekilmemesi gereken sağlık alanını terk etmesi ve özelin önünün sorumsuzca açılması alanında atılan adımlarla, 'parası olmayan ölsün ya da hastalıktan kırım kırım kırılsın' anlayışının egemen kılınması, tarihi bir gaddarlık sayılmaz mı?

Örneğin, 'Ağaçsız Türkiye' diye bir hedefi yok mu bugünkü iktidarın?

Canım memleketimizin dört bir yanında neredeyse tek bir ağaç değil, tek bir ot bile bırakmamacasına doğayı katleden, sömürge madenciliğinin ve doğal hayat katillerinin önünü açan bir anlayış, 'yeşili griye, otu taşa çeviren' bir gözü dönmüşlüğün tezahürü değil mi?

Örneğin, 'Susuz Türkiye' gibi bir amaçtan söz etmek çok mu yanlış olur? İktidarın bazı mega ve çılgın projeler uğruna koca koca kent nüfuslarını nasıl susuzluğa mahkûm etmek istediğinin talihsiz örnekleri değil mi? Sadece İstanbul bile sözkonusu olduğunda; ben diyeyim Kuzey Marmara Otoyolu, sen de İstanbul Yeni Havalimanı, o desin Kanal İstanbul...

Örneğin, bugünkü rejimin bir yandan 5 çocuk yapın derken bir yandan da 'Çocuksuz Türkiye' diye bir hedefi olduğunu söylemek çok mu büyük bir abartı sayılmalı?

∗∗∗

Dün 'Dünya Çocuk Hakları Günü' münasebetiyle hatırladığımız, çocuk işçiliği, çocuk gelinler, suça sürüklenen çocuklar gibi kanayan yaralarımızı düşündüğümüzde, ağır çekim bile değil, tam anlamıyla adeta 'hızlandırılmış bir süreçle' sanki çocuklarımızdan acımasızca, topluca kurtulmak ister bir tavır içinde değiller mi?

Örneğin, neredeyse her saat başı bir kadının bıçakla, ateşli silahla, boğazlanarak ya da yüksek binaların bilmem kaçıncı katından atılmak suretiyle “ortadan kaldırılmasını” izlediğimizde, hayatta kalabilenlerin de 2’nci değil, 222’nci sınıf vatandaş sayılmasını hedefleyenlerin bir tür 'Kadınsız Türkiye' hedefinden söz edersek yanlış mı olur?

 

Cinsel yönelimleri farklı bireylerin, sığ beyinlerdeki 'iki cinsiyetli kalıpların' savunucuları tarafından yok sayılması ya da 'imha edilmesi' amacını gördüğümüzde bir 'L’siz, G’siz, B’siz, T’siz, İ’siz Türkiye' amacı açık açık görülmüyor mu?

Dünyaya bakışları ve vermek istedikleri şekilden anladığımız kadarıyla, kendi dinleri ve kendi mezhepleri, hatta mensup oldukları cemaat ve tarikatlar dışında kimseye hayat hakkı tanımayan İslamo-faşistlerin 'Alevisiz, Hristiyansız, Yahudisiz, Ermenisiz, Rumsuz, Ateistsiz, Deistsiz Türkiye' özlemleri, nesiller boyu nefessiz bırakmadı mı bu memleketi?

Sadece kısa vadeli ve siyasi rant amaçlı göstermelik girişimler ve sığ kafalı 'kimlik siyasetçilerinin' desteğiyle 10 yılda bir kalkışılan 'Açılım' tiyatroları ile göz boyamacı dönemsel kampanyalar dışında genel anlamda bir 'Kürtsüz Türkiye' özlemi, bu toprakların en klasik 'inkârcı' çirkinliklerinden biri değildir de nedir?

Kısacası, yukarıda sadece 3-5 örneğini hatırlatarak sunduğum bu '-sizli, -suzlu' tamlamalar, maruz kaldığımız bir yığın 'zehirden' sadece bir kaçıdır. Son zehirlenme vakasında yaşamını yitirenleri bir kez daha anar ve tekrarlanmamasını dilerken her türlü olumsuzluklar ve zehirden arınmış 'Zehirsiz Türkiye' özlemiyle daha kararlı ve örgütlü bir mücadelenin önemini de hatırlatmak istedim.


Haber sitemiz de yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Gazete Gündem yazıların sorumluluğunu almaz.

27.11.2025 17:43:00