Engin Yılmaz

Tarih: 08.01.2026 22:39

Aynı Masanın Üç Dosyası: SDG, Maduro ve Erdoğan

Facebook Twitter Linked-in

Dünya siyasetinde bazı dönemler vardır; olaylar tek tek yaşanıyor gibi görünür ama aslında aynı dosyanın farklı sayfaları açılmaktadır.

İşte tam da böyle bir dönemden geçiyoruz.

Bir yanda Suriye’de tuhaf bir hızlanma…
Diğer yanda Venezuela, Maduro ve altınlar…
Ve tüm bunlar konuşulurken Trump’ın Erdoğan’la temasa geçmesi…

Tesadüf mü? Zor…

Suriye’de Neler Oluyor?

Suriye’de aylardır “entegrasyon” denilen bir masal anlatılıyordu.

Şam yönetimi ile SDG arasında yapılan anlaşmalar, kameralar önünde verilen pozlar ve “merkezî devlet” vurguları…

İşin enteresan tarafı: sahadaki gerçeklik bambaşka.

Halep’in Kürt mahallelerinde patlayan çatışmalar, sokağa çıkma yasakları ve bombardımanlar bize şunu söylüyor: Bu iş kağıt üzerinde kalmış.

SDG, ABD’nin sahadaki ana aktörü olmaya devam ederken Şam yönetimi, egemenliği tam olarak geri almak istiyor. 

Taraflar aynı masada oturdu ama aynı devleti hayal etmiyor.

Peki bu tabloda Ahmed el-Şara nerede?

Şam’daki yeni geçiş sürecinin en kritik ismi olan Şara’nın uzun süredir sessizliği dikkat çekici.

Anlaşmanın mimarı olarak sunulan bir aktörün kriz anında ortadan kaybolması, ister istemez “kiminle, neyin pazarlığı yapıldı?” sorusunu gündeme getiriyor.

Bu sessizlik, Suriye’de yeni bir dizaynın sancısı olabilir.

Erdoğan Sonrası Senaryolar mı Çalışıyor?

Ankara’nın bölgesel etkisi uzun süredir kişisel diplomasi üzerinden yürüdü. Erdoğan’ın liderliği, hem ABD hem Rusya hem de bölge ülkeleri için bir denge unsuruydu.

Şimdi herkes aynı soruyu fısıldıyor: “Erdoğan sonrası Türkiye” ihtimali masada mı?

Böyle bir masada Suriye’nin yeniden dizaynı, Kürt meselesi, enerji koridorları ve Doğu Akdeniz başlıkları ayrı ayrı değil, tek bir paket halinde ele alınır.

İşte bu yüzden Suriye’deki hareketlilik sadece Şam ile SDG arasındaki bir güç kavgası değil; daha büyük bir jeopolitik hazırlığın parçası.

Maduro Dosyası Neden Yeniden Açıldı?

Tam bu noktada Venezuela devreye giriyor.

Maduro’nun ABD’ye götürülmesi iddiaları, “itirafçı mı oldu?” söylentileri ve altınlar meselesi…

İnanın, bunların hiçbiri sıradan başlıklar değil.

Venezuela altını, yıllardır yaptırımların etrafından dolanarak yürütülen küresel finans trafiğinin sembolüydü.

Türkiye’nin de adının bu süreçlerde anılması tesadüf değildi.

Peki, şimdi neden yeniden gündemde?

Eğer Maduro konuşuyorsa — ki bunun teyidi yok ama söylenti güçlü — konuştuğu şey yalnızca uyuşturucu trafiği değildir.

Konuşulan şey para, altın, yaptırım delme mekanizmaları ve hangi ülkelerin ne kadar rol aldığıdır.

Trump Erdoğan’ı Neden Aradı?

Asıl kritik soru burada.

Herkes Maduro’yu, Venezuela’yı tartışırken Trump neden Erdoğan’la görüştü?

Çünkü Türkiye, bu dosyaların çoğunda Kilit Ülke konumunda.
Hem Suriye’de, hem enerji hatlarında, hem de yaptırımların çevresinde dolaşan gri alanlarda…

Trump pragmatiktir.
Kimin neyi bildiğini, kimin neyi kontrol ettiğini bilir.

Bu yüzden o telefon görüşmesi, basit bir diplomatik nezaket değil; “sen bu tabloda neredesin?” yoklamasıdır.

Altınlar Nerede?

Soru basit ama cevap tehlikeli: Maduro’nun altınları nerede?

Bir kısmı Londra’da kaldı, bir kısmı farklı ülkelere taşındı, bir kısmının izi kayıp. Ama asıl mesele altının fiziki yeri değil; kimin kayıtlarında göründüğü.

Çünkü modern dünyada altın, yalnızca bir maden değil; bir suç delili, bir yaptırım anahtarı ve bir pazarlık unsurudur.

Bugün Suriye’de olanlar, Venezuela’da yaşananlar ve Ankara-Washington hattındaki temaslar birbirinden kopuk değil.

Büyük aktörler, büyük temizlikler yapmadan önce küçük taşları yerinden oynatır.

Ve şu an dünya siyasetinde, taşlar sessizce hareket ediyor. 

Gürültü henüz kopmadı. 

Ama her an kopması büyük bir ihtimal…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —