Antalya Büyükşehir Belediyesi hakkında hazırlanan 702 sayfalık iddianame, klasik bir yolsuzluk dosyasından çok daha fazlasını anlatıyor.
Bu dosya, kamu gücünün nasıl kişisel kazanca, bağışın nasıl rüşvete, denetimin nasıl gösteriye dönüştüğünü belgeliyor.
İddianamede yer alan isimler, yöntemler ve detaylar, yalnızca bir belediyenin değil, bir yönetim anlayışının sorgulanmasını zorunlu kılıyor.
Dosyanın merkezinde, Antalya’nın bir dönem en çok konuşulan müteahhitlerinden Ramazan Karabulut var.
Konkordato ilan etmiş, kamuoyuna “toparlanıyorum” mesajları vermiş bir isim.
Ancak iddianameye göre bu toparlanma, ruhsat karşılığı verilen paralarla mümkün olmuş.
Belediye görevlisi T.K’nin anlatımına göre Karabulut, sıkıntılı projeleri için “ne isterse yapacağını” söylüyor; karşılığında proje başına 750 bin lira ödemeyi kabul ediyor. Paralar kafelerde elden teslim ediliyor, ruhsatlar çıkıyor, sistem işliyor.
Daha da çarpıcısı, bu paraların nasıl harcandığı.
İddiaya göre rüşvet parası; yurtdışı gezilerine, çocukların özel derslerine, gece eğlencelerine ve kıyafetlere gidiyor.
Gayrimenkul alınmıyor ama vicdan da satın alınmıyor. T.K’nin bu parayı devlete teslim etmek istemesi, dosyanın ironik ama geç kalmış bir notu olarak duruyor.
Ancak bu dosya yalnızca bireysel rüşvet hikâyelerinden ibaret değil. Asıl büyük tablo, “bağış” adı altında kurulan sistemde gizli.
İddialara göre müteahhitler önce Kent Estetiği Daire Başkanı Tuncay Kaya’ya, oradan da Genel Sekreter Yardımcısı Serkan Temuçin’e yönlendiriliyor.
Son durak ise KONTEV: Antalya Konyaaltı Turizm Kültür ve Eğitim Vakfı.
Bağış adı altında istenenler sadece para değil: Dorse, akülü golf arabaları, milyonluk araçlar…
Kaya’nın ifadesine göre birçok müteahhit işi bu bağışlarla görülüyor. Temuçin ise tüm bunları reddediyor; müteahhitleri tanımadığını, bağışların burs için toplandığını söylüyor.
İşte tam burada dosya, en çarpıcı ironisini ortaya koyuyor: Milyonların dolaştığı KONTEV’in yalnızca 8 çocuğa, kişi başı 500 lira burs verdiği tespit ediliyor.
Milyonluk bağış ağı, 4 bin liralık burs tablosuna dönüşüyor. Bu sadece mali bir çelişki değil, ahlaki bir iflas göstergesidir.
Dosyanın bir diğer karanlık bölümü ise ALDAŞ ve ASAT hattında karşımıza çıkıyor. 1995’te yapılan müşavirlik sözleşmesinin 2019 sonrası yüzde 15 kâr sistemiyle değiştirilmesi, kamu kaynaklarının nasıl “kâr payı” adı altında özel harcamalara dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Müfettiş raporlarına göre; yurtiçi ve yurtdışı seyahatler, konaklamalar, yeme-içmeler, hatta şirketle hiçbir ilgisi olmayan kişilerin tatilleri bile bu yüzde 15’lik kâr dilimi üzerinden ASAT’a fatura ediliyor.
Otel kayıtlarında belediyeyle ilgisi olmayan isimler, yabancı uyruklu kadınlarla aynı odada kalan bürokratlar, Sayıştay görevlilerinin ailece ALDAŞ kasasından tatil yapması… Bunlar bir iddianame detayı değil; kamu ahlakının çöküşüne dair belgelerdir.
Ve dosyanın belki de en sembolik anı: ALDAŞ yöneticisinin aynı gün Türkiye’de şarap ve somon yiyip, birkaç saat sonra Japonya’da suşi yemesi. Her iki hesabın da kamu kasasından ödenmesi.
Müfettişlerin ifadesiyle: “Anlaşılması çok zor alışveriş.” Aslında anlaşılması zor değil; çünkü bu alışverişin bedelini halk ödüyor.
Bu dosya bize şunu açıkça söylüyor: Sorun yalnızca kimlerin rüşvet aldığı değil; rüşvetin nasıl sistemleştirildiği, bağışın nasıl araçsallaştırıldığı, kamu kurumlarının nasıl özel kasaya dönüştürüldüğüdür.
Burada mesele birkaç isim değil; bir yönetim pratiği, bir denetimsizlik kültürü ve bir hesap vermeme alışkanlığıdır.
Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi Antalya dosyası artık sadece yerel bir yargı meselesi değildir.
Bu dosya, Türkiye’de “bağış”, “burs”, “kâr payı”, “protokol” gibi kavramların nasıl içinin boşaltıldığını gösteren ulusal bir ibret belgesidir.
Asıl soru şu:
Bu dosya yalnızca bir soruşturma metni olarak mı kalacak, yoksa kamu gücünün nasıl yozlaştığını gösteren bir kırılma anına mı dönüşecek?
Çünkü burada yargılanması gereken sadece kişiler değil; bağış adı altında kurulan düzen, denetimsizlikle büyüyen sistem ve hesap vermekten kaçan yönetim anlayışıdır.
Bana göre bu dosya kamu ahlakı adına gerçek bir dönüm noktasıdır.