'Çalmak, servet yapmak onlara yetmezdi. Fakirin alkışı, duası ve gözyaşı da lazımdı' Ahmet Hamdi Tanpınar
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu sözleri, üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen halen daha güncelliğini koruyor. Çünkü değişen hiçbir şey yok. Bugün de aynı tas, aynı tarak:
Bir avuç zengin, servetine servet katarken, toplumun geri kalanı sadece izliyor, alkışlıyor veya sessizce için-için ağlıyor.
Ekonomik eşitsizlik sadece rakamlarda değil; ruhlarda, umutlarda, sokaklarda hissediliyor. Yoksul insanlar hayallerini doyuracak ekmeğe ulaşamazken, zenginler servetlerine servet katmak için sistemin tüm açıklarından faydalanıyor.
Fakir, bu çarkın içinde sadece bir rakam değil, gözyaşı ve dua ile beslenen bir meta haline geliyor.
Ve en acı olanı, bu duruma sessiz kalmamız. Politika ve iktidar ilişkileri, fakirin sesi çıkmasın diye özenle düzenleniyor. Halkın alkışı, duası ve gözyaşı, onların zenginliğini meşrulaştırıyor.
Sistem, fakirin çilesini bir dekor olarak kullanıyor ve toplumsal adaletsizliği normalleştiriyor.
Tanpınar’ın dediği gibi, çalmak ve servet yapmak yetmiyor; fakirin onayını almak gerekiyor. Bu yüzden kimse gerçek yüzü göremiyor, kimse hesap soramıyor.
Biz ise bir kenarda sessizce izliyoruz; alkışlayan da, ağlayan da biz oluyoruz.
Fakirin gözyaşı ve duası, sadece susturulmuş bir toplumun sembolü değil, aynı zamanda uyanması gereken vicdanın alarmıdır.
Bu alarm çaldığında, zenginler servetlerini savunamaz; çünkü adaletsizliğin meşruiyeti, sessizliğin üstüne inşa edilemez.
Bir toplumun büyüklüğü, sadece zenginlerinin servetiyle değil, en yoksulunun hakkını savunmakla ölçülür.
Alkışlamak yerine hesap sormak, dua yerine dayanışma içinde olmak, gözyaşını görmezden gelmek yerine birlikte ağlamak… İşte gerçek adalet burada başlar diye düşünüyorum.