Raşit Yetim

Tarih: 15.01.2026 18:44

Ekranlar Arasında Kaybolan Hayatlarımız

Facebook Twitter Linked-in

Televizyonla başlayan bu uzaklaşma, sosyal medyayla birlikte bambaşka bir boyuta taşındı. Ekranlar çoğaldıkça temas azaldı. Konuşmak yerini izlemeye, paylaşmak yerini tüketmeye bıraktı. Aynı evin içinde yaşayan insanlar, birbirine yabancı hale geldi.

Sosyal medya, “bağlı” olduğumuzu hissettirirken aslında bizi yalnızlaştırdı. 

Yüzlerce kişiyle iletişimdeyiz ama gerçek bir derdi paylaşacak kimse bulamıyoruz.  Beğeniler arttıkça muhabbet azaldı, sanal kalabalıklar gerçek yalnızlıkları büyüttü.

Aile bağları da bu dönüşümden nasibini aldı. Anne babalar çocuklarının odasına, çocuklar ebeveynlerinin dünyasına kapılarını kapattı. Ortak zamanlar, ortak dertler ve ortak sevinçler yerini aynı çatı altında ayrı hayatlara bıraktı.

Toplum dediğimiz yapı, bireylerin bir araya gelmesiyle ayakta durur. 

Oysa ekranlara hapsolmuş birey, ne ailesine ne de çevresine gerçek anlamda dokunabiliyor. Mahalle kültürü kayboluyor, komşuluk hatıralarda kalıyor, dayanışma yerini kayıtsızlığa bırakıyor.

Elbette televizyon da sosyal medya da hayatın bir parçası. Sorun, onların varlığı değil; hayatın merkezine yerleşmeleri. Kontrolü ele geçirdiklerinde, insan insandan uzaklaşıyor.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken en basit şey şu: 

Bir sofrada birlikte oturmak, bir çayı paylaşmak, bir derdi dinlemek… Ekranlar kapandığında hayatın aslında hâlâ orada olduğunu fark etmek.

Çünkü toplum, ekranlarda değil; insanların birbirine dokunduğu yerde yaşar.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —