Basın zanaat değil sanattır, yaratıcılıktır, dirençtir. Basın hiçbir çıkarın yanında olmamalıdır, kendi çıkarı olsa bile. İşte basının özgür olması budur.
Yaşar Kemal
Bazı doğum günleri takvim yapraklarında başlar.
Bazıları ise bir kurşun sesinde.
Duayen Gazeteci Emre Aygen’in “İkinci Doğum Günü” dediği şey, pasta mumlarından değil; karanlık bir Romanya kışında, hayatla ölüm arasındaki o dar koridorda doğuyor.
1989’da başından iki kez vurulup gözünü kaybeden duayen bir gazetecinin, bugün hâlâ anlatacak sözünün olması başlı başına politik, ahlaki ve insani bir iddiadır.
Bu iddia, kişisel bir hatıranın çok ötesinde, günümüze tutulmuş sert bir aynadır.
Bu ülkede acı genellikle tüketilir.
Hızla dolaşıma sokulur, alkışlanır, birkaç cümleyle yüceltilir ve sonra unutulur.
Yurtiçi ve Yurt dışında Ulusal Medya’ya yıllarca emek vermiş Emre Aygen’in hikâyesi ise tüketilmeyi reddediyor.
“İkinci Doğum Günü ”nü bir kutlamadan çok, bir yüzleşmeye dönüştürüyor.
Çünkü burada mesele mucize değildir; mesele bedeldir.
Bir göz, bir dost, bir hayat çizgisi… Danny Huwé’nin adı bu anlatıda bir süs değil, doğrudan vicdandır.
Kaybedilenlerin adı anılmadan kurulan her başarı öyküsü eksiktir; hatta ahlaken çirkindir.
Sevgili Emre Aygen’in 24 Aralık 2025 Saat. 18.00 de Çankaya/Ankara da Canvas Art Galleriy’de belgesel gösterimi ve kokteyl daveti, ilk bakışta sıradan bir kültür-sanat etkinliği gibi okunabilir. Aslında öyle değildir.
Bu davetin en anlamlı kısmı işte tam da burada başlıyor: Hafızayı diri tutmak.
1989 Romanya’sı yalnızca geçmişte kalmış bir coğrafya değildi; şiddetin, gazetecilik bedelinin ve tanıklığın ne anlama geldiğinin kristalize olduğu bir eşiktir.
Bugün “risk” kelimesini güvenli ve konforlu alanlardan telaffuz edenler için bu hikâye rahatsız edicidir.
Böyle olması da iyidir. Çünkü gazetecilik, tarihi gerçeklere tanıklık ediyorsa anlamlıdır.
Aygen’in her yıl 24 Aralık’ı “İkinci Doğum Günü” olarak anması, kişisel bir ritüel değil; kamusal bir çağrıdır. “Unutma” çağrısıdır.
Hayatta kalmanın susmakla değil, anlatmakla mümkün olduğunu hatırlatan bir çağrıdır.
Bugün hâlâ gerçeğin bedelini başkalarının ödediği bir ülkede yaşıyorsak, bu hikâye hepimize aynı soruyu yöneltir: Biz ne yapıyoruz? Hatırlıyor muyuz, yoksa sadece yanından geçip gidiyor muyuz?
Onun için: Bu yazı, mesleğimizde kendini defalarca ispat etmiş duayen bir gazeteci olan sevgili Emre Aygen’in tanıklığını, samimiyetini örnek alma çabasıdır.
Aynı zamanda hayatta kalmış bir insanın sessizce uzattığı aynaya bakma zorunluluğudur. Bakabilenler için.
Sevgili Usta Doğum Günün Kutlu Olsun. İyi ki varsın ve bizimlesin.