Macit Gürbüz

Tarih: 07.10.2025 09:22

İnsan dilde yaşar

Facebook Twitter Linked-in

İnsan dilde yaşar

https://youtube.com/shorts/PI1I10rpUWU?feature=share

İnsan Dilde Yaşar

Tanıtacağım kitaptan bir alıntı ile yapalım girizgahımızı.

“İnsan dilde yaşar. Ama biz bugün dili bırakıyor gibiyiz. Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar insanlar sevdiklerine mektup yazarmış. Kalemle kağıtla düşünerek hissederek ve yaşayarak. Kelimeler ağırmış ama anlamı da sorumluluğu da taşırmış. Her harf özenle seçilir her cümle köprü kurarmış kalpten kalbe. Şimdilerde ise o köprüler birer simgeye dönüşür. 😀💗😢🙏 Sanki yeniden mağara duvarlarına dönüyoruz. Bu defa resimler değil emojiler kazınıyor ekranlara. Hiyeroglifler geri döndü, ama bu kez akıllı cihazlarımızın ekranlarında. Oysa biz insanı mağaradan çıkaran şeyin dil olduğunu biliyoruz”.

Bu etkili ve bir o kadar da unuttuklarımızı hatırlatan usta işi satırlar akademisyen, gazeteci yazar Dr. Mustafa Yavuz’a ait.

Yavuz’un ‘İnsan Dilde Yaşar’ adlı MST Yayıncılık’tan yayımlanan 102 sayfalık kitabından.

Henüz yayımlandı.

Dr. Yavuz, dilin mantığını, felsefesini, aşkını, sevgiye katkısını, acısını, tatlısını, imini cimini, hallaç pamuğu gibi atmış adeta bu ilk kitabında.

Evet, insan aynı zamanda dilinin altında gizlidir, çözebilene aşk olsun.

Dilin esrarını çözmek olası değil belki ama Dr. Mustafa Yavuz, o dilin kabuğunu soymuş, örste çekiçlemiş, özünden öz yaratmış formül diye bize sunmuş.

Dilimizin altındakini üstündekini kenarına sakladıklarımızı aşikâr etmiş.

Yunus Emre Divan’ında der ya, “Gizli bilmezsin, uş söyledim fâş oldu”.

Mustafa Yavuz da gizli dilimizi fâş etmiş.

Bizi dilimizde hapsolduğumuz cezaevinden tahliye eden satırlardan bir tabya oluşturmuş.

Bana göre dil insanın süsüdür.

Kimi kötü ya da rüküş giyinir göze batar rahatsız eder, kimi takar takıştırır hayran bırakır.

Dil işte böyle bir şey, doğru kullanırsanız.

Kitap şöyle devam ediyor, “Bu yolculukta tek bir hakikatin izini sürdük; insanın evi dildir”.

Tastamam öyledir.

Yavuz, aforizmalara ruh katan bir dil kullanmış.

Aforizmalara dil olmuş Dr. Yavuz ama kendi dili aforizmaymış meğer.

Yavuz, aforizma seçkilerine Heidegger ile başlamış, çok da yakışmış, “Dil, varlığın evidir. İnsan bu evde ikamet eder”.

 Alın size dil evimizde yaşananların Heidegger’in gözünden halli;

“Öfkenin hâkim olduğu bir dil sürekli çatışmaların yankılandığı bir evdir. İçinde ne yaratıcı bir nefes ne de huzur vardır. Aldatıcı bir dil çarpık aynalarla dolu bir evdir, burada gerçeklik yansıtılamaz, eğilip bükülür. Şefkatle inşa edilmiş bir dil ise sığınak gibidir hem konuşanı hem dinleyeni koruyan nefes aldıran bir alan yaratır.”.

Yavuz, Heidegger’in bu aforizmasından yola çıkarak soruyor;

“Heidegger’in dediği gibi insan dilde ikamet eder. Bu evi inşa etmek de içinde yaşamak da bizim ellerimizde. Kullandığımız kelimelere biraz daha dikkatle bakmak, belki de evimizin dayanıklılığını arttırmamız için anahtardır. Anlamlarla dolu evimizin duvarlarında bazı kelimeleri değiştirmek ve yenilemek için doğru zaman şimdi olabilir. Şu soruları kendimize sormaya çalışalım. Dinlediğimiz bir konuşmada karşımızdakinin diline dikkat etmeye ne kadar özen gösteriyoruz? Kullandığımız kelimelerin üzerimizde ve çevremizdekilerde yarattığı etkiyi fark ediyor muyuz? Eğer evinizi baştan inşa etmek isterseniz önce sözcüklerinize yönelin. Çünkü orası sizin gerçek adresiniz. Ve belki de gelecekte geride bırakacağınız en değerli miras yine orasıdır. Evini yeniden kurmak istersen önce diline dön bak. Orası senin gerçek adresin, kalıcı temelindir”.

Ve soruyor, “Esas soru şudur; dil aracılığı ile inşa ettiğiniz varlık eviniz nasıl bir yer? Ve bu evin yaşanacak kadar güzel mi?”.

Dr. Yavuz, toplum olarak unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz, görmezden geldiğimiz dilin güzelliklerini ne de güzel anlatmış değil mi? Hepimiz evimizi temelden tavana gözden geçirmeliyiz.

Çünkü Heidegger’in dediği gibi dil varlığın evidir.

Evinin duvarlarını ne ile ördün? Küfürle mi? Hasetle mi? Kıskançlıkla mı? Saldırganlıkla mı? Kimse yaklaşmasın diye dilinin etrafına ördüğün duvara elektrik mi verdin?

Hadi hep beraber bir muhasebe yapıp kendimizi gözden geçirelim, ha ne dersiniz?

Yavuz, “Kelimeler iç dünyamızın taşıyıcılarıdır; ama aynı zamanda onun hapishanesi de olabilirler. Bazen en doğru kelimeyi bulduğumuzu sanırız ama yine de anlaşamayız. Çünkü dil yalnızca ses değil ruhtur. Ve her ruhun dili kendine özgüdür”.

Kitapta kullanılan sözlerden en güzeli bana göre Börklüce Mustafa’ya ait, “Yürek deniz dil dalgadır, deniz çırpınmaya başladı mı denizde ne varsa dalga onu getirip kıyıya bırakır”.

İnsanoğlu ne kadar saklarsa saklasın, öfkelendiğinde yürek denizinde çalkalanan neyse fırtına onu alır dudaktan dışarı salar. O söz kırar gücendirir yaralar.

Yunus Emre ne güzel ifade etmiş, “Az söz erin görküdür, çok söz hayvan yüküdür”.

İşte bu yüzden dil yüreğin aynasıdır ya zaten:

Dr. Yavuz ne harika yorumlamış Nietzsche’nin, “Söz, sessizliğin maskesidir” sözünü, “Konuşmak, sustuklarımızı gizlemenin en zarif yoludur belki de. Bu yüzden Nietzsche için söz, yalnızca bir aracı değil, bir kamuflajdır. Heidegger dili varlığın evi olarak görürken, Neitzsche o evin penceresinden içeri giren karanlığı da gösterir bize. Her söz belki de suskunluğun yerine geçer. Her cümle belki de söylemediklerimizin maskesidir. Bu perspektifle bakarsak, konuyu sadece ne söylediklerimizle değil, neyi söyleyemediğimizle düşünmemiz gerekir belki de. Peki ya söylediğimiz her kelime aslında söylemeye cesaret edemediğimiz hakikatin bir maskesi ise?”.

Oscar Wilde’den örnekleme yapmış Dr. Yavuz, “Yaşamak, dilde dünyaya bir hediye bırakmaktır”.

Ne kadar haklı değil mi?

Bana göre dil teolojidir, felsefedir, edebiyattır, mantıktır, şiirdir, öfkedir, şefkattir, candır, ağudur vs.

Çünkü dil konuşur ve canlıdır.

Dr. Yavuz’un aforizmalarından alıntıladıklarından biri de Steven Pinker, “Dil sadece bir iletişim biçimi değil, insan zihninin evrimsel bir çıktısıdır”.

Hepimiz altında yaşadığımız bu gök kubbeye hoş bir seda bırakmak için çaba harcamalı ya da evrimsel çıktımızı insanlığa armağan etmeliyiz.

Dr. Mustafa Yavuz kitabın devamında Arthur Schopenhauer’in, “Adını hatırlayan son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacaksın” aforizmasına atıf yapmış, dil ile ve yazarak, eser bırakarak gelecek kuşaklara miras bırakmaya dikkat çekmiş.

Çünkü diyor Yavuz, “Unutulmak, hiçlikten bile daha ağır bir sessizliktir. Çünkü bir insanı yaşatan yalnızca kalbi değil adıdır. Ve bir isim anılmadığında sanki hiç var olmamış gibi yitip gider. (…) Çünkü insan hatırlandığı kadar vardır. (…) Tüm bu nedenlerle yaşamak sadece biyolojik bir süreç değil bir anlam oluşturma eylemidir. Unutulmaya direnmek, sessizliğe karşı konuşmaktır. Çünkü dilde yaşamak yalnızca kelimelerde değil, eylemlerde duruşta ve bırakılan izdedir”.

Örnekler sıralamış ve o sıraya naçizane beni de eklemiş var olsun.

“Tıpkı usta gazeteci ve yazar Macit Gürbüz gibi… O emeklilik konforunu değil, sorumluluğu seçmiştir. Kaleme aldığı her kitap, sessizliğe ses, karanlığa ışık olmuştur. Çünkü o da bilmiştir ki ‘adını hatırlayan son kişi ölmediği sürece insan hala yaşamaktadır”.

Çok teşekkür ederim değerli hocam, onore etmişsiniz beni.

Kitaplarım okundukça adımı hatırlayanların tükenmeyeceğini hatırlattığınız için tekrar ve gönülden teşekkür ediyorum.

Sizin de okuyanınız çok olsun, bu eser bir başucu kitabı bana göre, her evde her kütüphanede olmalı, her elde okunurken var olmalı.

Kitabı Edinme adresi: https://mstyayincilik.com/magaza/deneme/insan-dilde-yasar/

Geri dönüşlerinizi önemsiyoruz

Yazarın Diğer Yazıları

www.macitgurbuz.com

macit.gurbuz@gmail.com

Twitter Facebook-f Youtube Instagram Globe Spotify Daha Fazla Oku
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —