Tandoğan Sönmez

Tarih: 18.12.2025 15:11

Kadın Cinayetlerini Kabullenmek ve Normalleştirmek

Facebook Twitter Linked-in

Neredeyse her gün bir veya birkaç kadının öldürüldüğünü haberlerden öğreniyoruz.
2010-2024 yılları arasında 5.700 civarında kadın öldürülmüş.
Bu ölümler savaşta, afette veya salgın bir hastalıkta değil.
Erkeklerin caniliğinden kaynaklanan ölümler.
Her cinayette farklı bir vahşilik görüyoruz.
Hani öyle ani sinirlenmelerden sonra olan öldürülmeler de değil.
Plânlanarak, tasarlanarak işlenmiş cinayetler.

Cinayetlerin ardındaki durumları başka bir yazıda anlatırız çünkü bu cinayetler ‘erkeğin kıskançlığı’ ya da ‘erkeğin bencilliği’ denilerek geçiştirilecek konular değil.
Ardında çok önemli durumlar var. 
İleride bunları ayrıntılarıyla konuşuruz.
Ancak şimdi konuşmamız gereken hükümetin ve onun borazanları olanların bu cinayetlere birzleri alıştırması ve normalleştirmeleri.

Öyle bir algı oluşturdular ki artık bu cinayetleri ve canilikleri normal görüyoruz.
‘Kadının hiç mi suçu yok?’ söylemlerine geldi konu.
‘Kim bilir kadın neler yaptı da delirtti erkeği?’ söylemleri de artık bu cenahta fazlasıyla konuşulur oldu.

Bir cinayet davasının 5 yılda bile sonuçlanmaması, onlarca suçu olan, daha önce cinayet ve cinayetler işlemiş olanların ortalıkta elini kolunu sallayarak gezmesinin tek sorumlusu ve suçlusu, ülkeyi yönetenlerdir.
Sadece katiller değil katil.
Bunların gereği gibi ceza almamaları, ceza alsalar bile cezalarını çekmemelerinin sorumlusu kim veya kimler?
52 yıl ağır hapis cezası alan birini serbest bırakan ve öldürdüğü eski eşi ve iki çocuğunun katili sadece o cani mi?
Kim saldı bunu?

Her afet sonrası salya sümük ağlayan yönetici ve siyasetçiler gibi bir de cinayetlerin ardından sahte ağlayanlar, sorumludur bütün yaşananlardan.
Her gün yaşanan kadın cinayetlerini durdurmak hükümetin ve başındakinin asli görevidir ve bunu yapmadıkları için de en az katiller kadar suçludur.

Hükümet borazanı medyanın çoğunda zaten bu cinayetlerin çok azını duyarsınız.
Ülkeye hâkim olan zihniyet zaten kadını ‘Öteki’ gören zihniyet olduğu için bu cinayetlerde de mutlaka kadının da suçu olduğunu düşünürler.
O yüzden çoğu kadın cinayetleri o yayıncılarda haber bile olmaz.

Oysa yok olan sadece bir hayat değil.
Öncelikle o kadının çocuklarının ve ailesinin de hayatıdır.
Onunla kalmaz.
Kadınların korkusuzca güven içerisinde yaşam haklarının yok olmasıdır.
Her şehirdeki, her görev ve makamdaki her kadın kendini koruma derdindedir ülkemizde.
Ne çalıştığı ortamda ne yaşadığı mahallede ve şehirde ne de yaşadığı çevrede güven içerisinde değiller.
Kadının ilk yapması gereken, kendini güvende tutabilmek.
Böyle bir hayat olabilir mi?
Böyle bir hayatta huzur, mutluluk ve sağlıklı yaşam olabilir mi?
Ailenin temeli kadın olduğuna göre, kadınların korkuyla yaşadığı bir ülkede mutlu ve huzurlu olmalarını nasıl bekleyebiliriz?
Bu iklimin mutlaka değişmesi gerekiyor.
Ailenin mutluluğu, toplumun huzuru için öncelikle kadınların güven içerisinde yaşaması gerekir.
Huzurun ve mutluluğun olmadığı toplumlarda başarı da olmaz.
Ülkeyi yönetenlerin önceliği sadece bu olmalı.
Kadın cinayetlerini azaltmak değil tamamen bitirmek için çalışmalar yapılmalı.
Ceza vermekle, iyi hal indirimleri ve denetimli serbestliklerle sonu çözmek yerine büyütürüz.
Bir sorunu çözmek için bunu istemek gerekir.
Hükümetin ve onun başındakinin ne bu cinayetler umurunda ne de bu sorunu çözmek gibi bir düşünce var akıllarında.
Toplumu yönetenlerin, toplumun yaşadığı böylesine vahim sorunlar umurlarında bile olmadığı için çözümü de düşünmezler.
Kadın cinayetlerine alıştırıldık.
Artık normal, sıradan bir olay olarak görmemizi sağladılar.
Bu iklim değişmeli ve kadınlar güven içerisinde, huzurla ve öğürce yaşayabilecekleri Türkiye olmalı.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —