Engin Yılmaz

Tarih: 10.01.2026 00:31

Kutlama Yok: Baskı, Yoksulluk, Tutuklama Var

Facebook Twitter Linked-in

Bugün 10 Ocak. Takvimler “Çalışan Gazeteciler Günü”nü gösteriyor.

Ancak Türkiye’de bu gün ne bir bayram havası taşıyor ne de mesleğin onurunu yansıtan bir tablo sunuyor.

Aksine, bu tarih yıllardır gazeteciler için baskının, güvencesizliğin ve adliye koridorlarının simgesi haline gelmiş durumda.

10 Ocak, 1961’de gazetecilerin özlük haklarını budamak isteyen patronlara karşı verilen mücadelenin kazanıldığı gündü.

Bugün gelinen noktada ise “çalışan gazeteciler günü, ironik biçimde işsiz, tutuklu ya da yargılanan gazetecilerin günü olarak anılıyor.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin 180 ülke arasında 158’inci sırada yer alması tesadüf değil.

Cezaevlerinde 18 gazeteci bulunuyor.

Yüzlercesi soruşturma, dava, adli kontrol ve yayın yasaklarıyla mesleğini yapamaz hale getiriliyor.

Rakamlar tabloyu daha da ağırlaştırıyor: son bir yılda 69 gazeteciye toplamda en az 149 yıl hapis cezası verildi.

2025 boyunca gazeteciler 720 kez hâkim karşısına çıktı; 74’ü gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı.

Yeni açılan soruşturma ve davalar, mesleğin üzerinde sürekli bir baskı aracı olarak kullanılıyor.

Ancak sorun yalnızca yargı ve sansür değil.

Ekonomik tablo da en az baskılar kadar yakıcı.

Verilere göre her dört gazeteciden biri asgari ücretle çalışıyor, her on basın emekçisinden dokuzu 25 bin TL’nin altında ücret alıyor.

Yani gazetecilik, hem düşünmenin hem de geçinmenin zorlaştığı bir mesleğe dönüşmüş durumda.

“Dolu haber boş cüzdanla yapılmaz” sözü, bugün Türkiye’de basın emekçilerinin ortak gerçeği.

Güvencesizliğin normalleştiği, sendikal hakların zayıflatıldığı, basın kartının bile bir denetim aracına dönüştürüldüğü bir ortamda gazetecilik ayakta kalmaya çalışıyor.

Buna rağmen, sahada hâlâ gerçeğin peşinden koşar adım gidenler var.

Tutuklanmayı, gözaltına alınmayı, hedef gösterilmeyi göze alarak haber yapanlar… 

Tarih değişiyor, yöntemler değişiyor; ama gazeteciliğe olan tahammülsüzlük değişmiyor.

Bu yüzden 10 Ocak, kutlanacak bir gün değil. Bana göre bu gün; hatırlama, yüzleşme ve mücadele günüdür.

Gazetecilik, tüm baskılara rağmen hâlâ gerçeğin izini sürüyorsa, bu; sistemin değil, gazetecilerin direncinin sonucudur.

Ve belki de bugün, yüksek sesle söylenmesi gereken tek cümle şudur: Basın özgür değilse, toplum da özgür değildir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —