Raşit Yetim

Tarih: 13.02.2026 21:27

Sevgi Takvime Sığar mı?

Facebook Twitter Linked-in

Bu tarih bana hiçbir anlam ifade etmiyor. Adına “Sevgililer Günü” deniyor. 

Yılda bir gün hatırla, bir hediye al, bir fotoğraf paylaş… Sonra 364 gün kaldığın yerden devam et. Sevgi bu kadar mı?

İnsan sevdiğini yılda bir gün hatırlıyorsa, geriye kalan günler kime ait? Sevgi bir takvim yaprağına sıkıştırılacak kadar yüzeysel midir? Yoksa biz mi onu bu kadar daralttık?

Bugün sokaklar kırmızı kalplerle dolu. Vitrinler “aşk” temalı kampanyalarla süslü. Mesaj net: Seviyorsan al. Al ki sevdiğin anlaşılsın. Al ki ilişkin tescillensin. 

Sevgi, duygudan çok tüketime dönüşmüş durumda. Bir gün boyunca harca, rahatla, vicdanını temize çıkar.

Oysa sevgi bir günün değil, bir ömrün meselesidir. 

İlgi emek ister, sadakat süreklilik ister, değer vermek istikrar ister. Yılda bir kez yapılan jest, ihmal edilen yüzlerce günü telafi etmez.

Üstelik mesele yalnızca Sevgililer Günü değil. 

Anneler Günü, 

Babalar Günü, 

Öğretmenler Günü… 

Değerlerimizi hatırlamak için takvimden bildirim bekler hale geldik. 

Sanki o gün gelmeden vefa göstermemiz yasakmış gibi.

Daha da önemlisi şu: Kutsal olan her şey bir güne indirildiğinde, içi boşalır. Bayramlar, anmalar, milli günler… 

Hepsi zamanla birer resmi tatil ya da kampanya dönemine dönüşür. Ritüel kalır, ruh gider.

Belki de asıl sorun burada. 

Duygularımızı, değerlerimizi ve hatta milli hassasiyetlerimizi takvimle yönetilen bir düzene teslim ettik. 

O gün gelince hatırlıyoruz, ertesi gün unutuyoruz.

Bir durup düşünelim: Sevgi gerçekten bir güne sığar mı? Vefa hatırlatmayla mı olur? Değer verdiğimiz şeyleri yaşamak için özel bir tarih mi gerekir?

Takvim bize günü söyler.  Ama anlamı biz yükleriz. Eğer her şey bir güne sıkışıyorsa, sorun günde değil; bakışımızdadır.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —