Sadi Yılmaz

Tarih: 20.11.2025 21:58

Toplumun en yorgunları 'Emekliler'

Facebook Twitter Linked-in

Bir ülkenin neye değer verdiğini anlamak için süslü sözlerine bakılmaz; kimin sessiz kaldığına, kimi görmezden geldiğine bakılır. Biz de işte yıllardır bakıyoruz; ama karşımızda gördüğümüz tek şey, gözünü başka yerlere dikmiş bir yönetim, başka gündemlerin peşinde koşan bir akıl.

Oysa gerçek gündem, sabahın ayazında market kapısında indirim bekleyen emeklinin titreyen ellerinde saklı. Yıllarca fabrikada, tarlada, ocakta çalışmış; gençliğini devlete, milletine hizmete vermiş insanların bugün nasıl bir hayata mahkûm edildiğini görmek için özel bir çabaya gerek yok. Sokaktaki her yüz bir hikâye, her hikâye bir çığlıktır artık.

Ama nerde?
Birileri konuşulmayacak şeyleri konuşmakla, kurtarılmayacak şeyleri kurtarmakla meşgul.
Memleket yangın yerine dönmüş, onlar hâlâ dumanın nereden geldiğine bakmak yerine rüzgârın yönünü tartışıyor. Sanki milletin derdi yok, sanki pazar filesi boş değilmiş gibi.

Emeklinin ay sonunu değil, gününü bile zor tamamladığı bir çağda yaşıyoruz. Her geçen gün küçülen et, tüpünden, gramla alınan peynirden, artık bir lüks hâline gelen meyveden bahsetmek bile kimilerine dokunmuyor. Çünkü onlar için bir sorun yok. Sıkışınca koridorlar açılıyor, sıralar kaydırılıyor, faturalar görmezden geliniyor. Ama halkın hayatında hiçbir koridor, hiçbir kaydırma yok; sadece gerçeğin duvarı var.

Ve o duvar kalınlaştıkça, toplumun nefesi daralıyor. Bir ülke, yıllarca sırtında taşıyan insanları görmediği gün aslında kendi hafızasını kaybeder. Unutkan bir toplum olduk biz: Kimin ter döktüğünü, kimin çarkları döndürdüğünü, kimin omzunda bugünlere geldiğimizi hatırlamayan bir toplum.

Bugün hâlâ birileri şunun bunun kurtarılmasını konuşuyorsa, bilsinler ki asıl kurtarılması gerekenler zaten sokakta. Kimse televizyon ekranlarında değil; pazarda, bankada, minibüs sırasında nefes nefese bekleyen insanların gözlerinde.

Toplumun en yorgunları, en çok hak edeni, en sessizleri olan emekliler… Yıllarca taşın altına ellerini değil, ömürlerini koydular. Onlara reva görülen hayat ise ne yazık ki bir teşekkür bile değil.

Biri çıkıp da şunu diyemiyor:
Kardeşim, önce yıllarca alın teri dökenleri ayağa kaldıracağız. Önce onların yüzünü güldüreceğiz. Önce memleketi memleket yapanlara sahip çıkacağız. Çünkü kolay olanı yapıyorlar; zor olanda gözleri yok.

Emekliyi görmeyen bir ülke, kendini görmeyen bir ülkedir. Geleceğini planlamak isteyen önce geçmişine borcunu öder. Bu borç para borcu değildir; saygı borcudur, vefa borcudur, adalet borcudur. Eğer bugün hâlâ bir umut kırıntısı varsa, o da toplumun içindeki sessiz öfkenin, adalet arayışının ve yıllarca biriken “yeter artık” sözünün gölgesinde yeşeriyor.

Bu ülkenin gerçeği şudur: Asıl kurtarılması gereken emeklilerdir. Asıl dikkate alınması gereken onlarca yılını vatana vermiş insanlardır. Asıl ses verilmesi gereken, sesini duyuramayanlardır.

Ve bir gün…
Görmeyenlerin de göreceği bir gün mutlaka gelir. Çünkü bu toplum, çarkı döndürenleri unutsa bile, çarkın hangi yöne döndüğünü unutmaz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —