Antalya…
Gündüzleri turizm broşürlerinde parlayan, geceleri ise eğlenceyle özdeşleştirilen bir şehir.
Ancak son dönemde kulağa gelen bazı iddialar, bu parıltılı vitrinin arkasında karanlık bir düzenek olabileceğini düşündürüyor.
İddialar ağır.
Üniversite öğrencisi genç kadınların, bazı eğlence mekânlarında “göstergeci” olarak kullanıldığı söyleniyor.
Amaç; mekânları kalabalık göstermek, sosyal medyada “eğlence var” algısı oluşturmak ve erkek müşteri sayısını artırmak.
Bu iddialar doğruysa mesele basit bir “gece hayatı tercihi” değil.
Bu, gençliğin, yoksulluğun ve kırılganlığın sistematik biçimde kullanılması demek.
Anlatımlara göre sistem çok basit bir şekilde işliyor: “İki içki, ücretsiz eğlence ve gecelik para.”
Kulağa masum gelen bu teklif, maddi sıkıntı yaşayan bir üniversite öğrencisi için cazip olabilir.
Hele ailesinden uzakta, yalnızsa, hayata yeni tutunmaya çalışıyorsa…
Eyvah, eyvah…
Ancak iddialar bununla da sınırlı değil.
Bazı aileler, kızlarının zamanla okuldan koptuğunu, kaldığı evi değiştirdiğini, telefonlarına ulaşılamaz hale geldiğini söylüyor.
Bir noktadan sonra “eğlence” yerini bağımlılığa, özgürlük ise kontrol altına alınmaya bırakıyor.
Şimdi burada durup şunu sormak gerekiyor: Bir üniversite öğrencisinin gece hayatında “dekor” gibi kullanılması normalleşebilir mi?
İddialara bakılırsa hedef rastgele seçilmiyor.
Maddi zorluk yaşayanlar, ailesiyle bağı zayıf olanlar, duygusal olarak kırılgan olanlar… Sisteme karşı gelemeyecek kadar savunmasız kişileri seçiyorlarmış.
Öğrenci kulüpleri, sosyal çevreler, sosyal medya ilanları… Gençlere ulaşmak için kullanılan bu yollar da düşündürücü.
Bu noktada mesele artık bireysel tercihlerden çıkıyor; toplumsal bir sorumluluk alanına giriyor.
“Kızım aylarca ortadan kayboldu.”
Bu cümle, iddiaların en ağır kısmı.
Bir baba, üniversiteye umutla gönderdiği çocuğuna aylarca ulaşamıyorsa, burada sadece bir “eğlence sektörü” tartışması yoktur.
Burada devletin, üniversitelerin ve toplumun birlikte bakması gereken ciddi bir sorun var anlamına geliyor.
Kimseyi peşinen suçlamak doğru değil. Ama bu iddialar da görmezden gelinemez.
Eğer gerçekten üniversite öğrencileri eğlence sektöründe bir pazarlama aracına dönüştürülüyorsa; Eğer bu yapı içinde insan ticareti, sömürü ya da zorlayıcı ilişkiler varsa; Bu, sadece ailelerin değil, kamu düzeninin meselesidir.
Savcılıklar, emniyet birimleri, üniversite yönetimleri…
Herkesin sorumluluk alması gereken bir tabloyla karşı karşıyayız.
Çünkü konu yalnızca Antalya geceleri değil.
Konu, gençliğin hangi bedellerle ayakta kalmaya çalıştığıdır.
Ve bu soruya verilecek cevap, bir toplumun vicdan seviyesini gösterir.