İlker Çelik

Tarih: 10.01.2026 12:35

Yurtdışı alışveriş Temu’dan, telefon kılıfından ibaret değil

Facebook Twitter Linked-in

Kulağa hoş geliyor.

Kim yerli üretime karşı çıkabilir ki?

Ama biraz durup düşününce, bu cümlenin gerçeğin sadece küçük bir kısmını anlattığını görüyoruz.

Son zamanlarda yurtdışı alışveriş denince konu hep aynı yere sıkıştırılıyor:

Telefon kılıfı, kulaklık, üç beş ıvır zıvır…

Üstüne bir de “yerliyi koruyoruz” denince mesele kapanıyor.

Oysa hayat bu kadar basit değil.

Hele iş AR-GE’ye, üretime, girişimciliğe gelince hiç değil.

Şunu en baştan netleştirelim:

Denetim olsun.

Sağlıksız, standart dışı ürün gelmesin.

Bireysel ithalat kontrol edilsin.

Buna kim itiraz eder?

Kimse.

Ama denetim başka şeydir, yasak başka.

AR-GE dediğiniz şey lüks makinelerle başlamaz.

Çoğu zaman bir entegreyle, küçük bir elektronik parçayla başlar.

Bir sensör, bir motor, bir kontrol kartı…

Alırsın, denersin, olmaz.

Bir daha denersin, bozarsın, öğrenirsin.

Üçüncüde bir şeyler yoluna girer.

İşin doğası budur.

Ama bazen iş, daha en başta duvara toslatır.

Lise yıllarında bir proje yapmıştım.

O zamanlar elektronik parça bulmak da zordu.

Basit ama özel bir parçaya ihtiyacım vardı.

Satıcıya gittim, durumu anlattım.

Aldığım cevap hâlâ kulağımda:

“Bu parça 81 çeşit sirende kullanılıyor.

Eğer tüm okul alacaksa getiririm.”

Yani bir proje için bir tane gerekiyorsa yok,

ama toplu alım varsa var.

O gün orada hevesim kırıldı.

Proje yarım kaldı.

Bir süre sonra da “uğraşmaya değmez” deyip kenara bıraktım.

Bugün dönüp bakınca şunu düşünüyorum:

O gün vazgeçen sadece bir öğrenci değildi.

Belki de doğmadan vazgeçmiş bir fikir,

hiç kurulmamış bir atölye,

hiç büyümemiş bir marka vardı.

Şimdi sorun şurada başlıyor:

O entegre ya da küçük elektronik parça

ya Konya Sokak’ta yoktur,

ya Karaköy’de vardır ama “en az 100 tane alırsan” şartıyla…

“Ben bir tane alacağım, deneme yapacağım” dediğinizde kapı kapanır.

Şimdi siz bu küçük ama hayati parçaların yurtdışından alınmasını da zorlaştırdığınızda ne olur?

Yerli üretim mi korunur?

Hayır.

Daha baştan yerli üreticinin doğması engellenir.

Çünkü o “yerli üretici” dediğimiz kişi önce girişimcidir.

Bir atölyede sabahlar.

Masasının üstünde deneme yapar.

İlk ürünü çöpe atar.

İkincisi yarım kalır.

Üçüncüsüyle yol açılır.

Telefon kılıfı alanla sensor alan aynı şey değildir.

Biri tüketir,

diğeri üretir.

Ama biz ikisini aynı torbaya koyuyoruz.

“Yerliden alsın” deniyor.

İyi de nereden alsın?

Bir entegre Konya Sokak’ta yoksa,

Karaköy’de 100 tane dayatılıyorsa,

o girişimci ne yapsın?

Yine yol ithalata çıkıyor.

Ama bu kez tek kapıdan,

tek fiyattan,

tek elden.

AR-GE toptan iş değildir.

AR-GE deneme işidir.

Bugün 30 Euro'ya alınan bir parça, yarın bir fabrikanın, bir markanın, bir ihracat kaleminin temeli olabilir.

Ama siz o parçaya erişimi baştan kapatırsanız, o hikâye hiç yazılmaz.

İşin bir de kimsenin pek konuşmak istemediği tarafı var.

Bazı yasaklar gerçekten üretimi korumaz.

Bazıları, belli ithalatçıları korur.

Vatandaşın bireysel alımı zorlaştırılır,

ama aynı ürün konteynerle gelen birkaç firmanın elinde kalır.

30 dolarlık parça bir bakmışsınız 90 dolara çıkmış.

Buna da “yerli üretimi koruyoruz” denir.

Oysa ortada üretim yoktur.

Sadece yüksek kâr,

düşük rekabet,

rahat piyasa vardır.

Rekabet yoksa ne olur?

Fiyat yükselir.

Seçenek azalır.

Kalite yerinde sayar.

Ve faturayı kim öder?

Her zamanki gibi vatandaş.

Denetim başka, yasakçılık başka.

Yerli üretim rakipsizlikle büyümez.

Yerli üretim rekabetle güçlenir.

Telefon kılıfı ile entegreyi, sensoru aynı torbaya koyarsak,

o torbadan ne inovasyon çıkar,

ne kalkınma.

Sadece kaçan fırsatlar çıkar.

Ve insan sormadan edemiyor:

Zaten yeterince fırsat kaçırmadık mı?


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —