Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Kadıköy’de adalet çağrısı: “Hesap sorulacak”
Tarih: 01.02.2026 22:41 Güncelleme: 01.02.2026 22:44

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Kadıköy’de adalet çağrısı: “Hesap sorulacak”

6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenler, depremin üçüncü yılında Adalet Peşinde Aileleri Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda anıldı.

Gazete Gündem

Yakınlarını kaybeden ailelerin söz aldığı etkinlikte “6 Şubat’ın hesabı sorulacak” sloganları atıldı; yaşamını yitirenlerin fotoğraflarına karanfiller bırakıldı, denize karanfiller atıldı. Anmaya CHP Parti Meclisi üyesi Baran Seyhan da katıldı.

Etkinlikte konuşan aileler ve hukukçular, sorumluların yargılanması çağrısını yineleyerek depremin “kader” değil, önlenebilir bir felaket olduğunu vurguladı.

“Yasımızı bir kenara koyduk, üç yıldır adalet arıyoruz”

Adalet Peşinde Aileleri Platformu Sözcüsü Döne Kaya, depremin üçüncü yılında anmayı farklı bir şehirde yapmak istediklerini belirterek, “Deprem bölgesi hâlâ ilk günkü mağduriyetini sürdürüyor. Bizler de kaybettiğimiz sevdiklerimiz için üç yıldır adalet mücadelesi veriyoruz” dedi.

Kaya, açıklamasında şunları söyledi:
“Depremden iki-üç ay sonra kurulan bu platformda yasımızı bir kenara koyduk, mahkeme salonlarında adalet arıyoruz. Resmi rakamlara göre en az 53 bin insan hayatını kaybetti, gerçek sayı daha fazla. Bu deprem kader değildi, öngörülmüştü ama önlem alınmadı. AFAD, valilikler ve bakanlıkların raporlarında 7,5 büyüklüğünde deprem olasılığı yıllar öncesinden belirtilmişti. Buna rağmen tedbir alınmadı. Yargılanması gerekenler yalnızca müteahhitler değil; yapı denetim, belediyeler, bakanlıklar ve tüm sorumlu kurumlar da hesap vermelidir.”

“Geciken adalet, adalet değildir”

Avukat Seher Eriş de üç yıldır süren yargılamalarda ciddi hukuki sorunlar yaşandığını belirtti. Depremin öngörülebilir bir risk olduğunu vurgulayan Eriş, “Bu risklere rağmen tedbir alınmadığı için insanlar hayatını kaybetti. Sorumluların yargı karşısına çıkması gerekiyor” dedi.

Yapıyı tasarlayanlar, inşa sürecinde sorumluluğu bulunanlar, yapı denetim mekanizmaları ve ruhsat veren idari kurumların tümünün sorumluluğu olduğunu belirten Eriş, “İmar barışı, ruhsat verilmesi mümkün olmayan yapıların para karşılığı yasallaştırılmasıdır. Bu düzenleme başlı başına bir suç silsilesidir” ifadelerini kullandı.

Valiliklerin kamu personelleri hakkında soruşturma izni vermemesi nedeniyle birçok dosyanın yargılamaya geçemediğini aktaran Eriş, “Üç senedir geciken yargılama, geciken adalet, adalet değildir. Bu dosyalar taksirle değil, olası kastla yürütülmelidir” diye konuştu.

“Nefes aldığımız her an, attığımız her adımda onları hatırlayacağız”

Platform adına konuşan Eren Can, kayıpların unutulmayacağını vurgulayarak, “Bugün burada kelimelerin yetmediği bir acının içindeyiz. Kederimiz dinmiyor ama bu keder, paylaşıldıkça sessiz bir güce dönüşüyor. Bizi ayakta tutan dayanışmadır. Bıraktığımız karanfillerle sevdiklerimizi sonsuzluğa uğurluyoruz. Onları nefes aldığımız her an, attığımız her adımda hasretle hatırlayacağız” dedi.

Can, konuşmasını şair Şükrü Erbaş’ın dizeleriyle bitirdi:
“Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı. Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı…”

“Annemle babamın bir mezarı bile yok”

6 Şubat depremlerinde Cemil Çapar Apartmanı’nda anne ve babasını kaybeden Yiğit Göktuğ Torun, “Benim bir mezarım bile yok. Annemle babamın mezarı yok. Ölüm belgesi almak için bir yıl beklemek zorunda kaldık, gaiplik kararı çıktı. Benim durumumda olan binlerce insan var” dedi.

Torun, üç yıldır mahkeme salonlarında adalet aradıklarını belirterek, “Mağdurlar suçlanıyor, kötü muamele görüyor. Sanıklar sadece müteahhitler; oysa kamu personellerinin de yargılanması gerekiyor. Bu acılar tekrar yaşanmasın diye buradayız” diye konuştu.

“Ben o gözyaşlarını hâlâ dökemedim”

Adıyaman’daki Akgül Apartmanı’nda eşini ve iki çocuğunu kaybeden Selman Demirci ise yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Depremden 24 saat sonra ulaştığımda cenazeler dördüncü günde çıkarıldı. Ben o gözyaşlarını hâlâ dökemedim. Çünkü orada kimse yoktu, sadece arkadaşlar ve dışarıdan gelen insanlar vardı, yardımcı olmam lazımdı. Binada 15 can vardı. Hepsi çıkana kadar mücadelenin içinde buldum kendimi. Cenazelerim çıkarıldığında mezar yeri, cenaze arabası, kepçe ayarlamaya çalışıyordum. Su yok, elektrik yok, yiyecek yoktu. ‘Sen çok güçlüsün’ dediler ama ben güçlü değilim, güçlü olmak zorundaydım. Hâlâ o çığlığı atamadım. İstanbul depremi için ne yapabiliriz diye konuşuyorduk, daha enkazın altında canlarımız varken… Herkesten destek istiyoruz.”

Anma, denize karanfiller atılması ve “adalet” çağrılarının yinelenmesiyle sona erdi.

Haber Kaynak : ANKA
Yorum