Açıklamada, suyun binlerce yıldır uygarlıkların, yerleşimlerin ve kültürün temeli olduğu hatırlatılarak; dereler, nehirler, göller, lagünler, bataklıklar ve turbalıkların yalnızca ekosistemler için değil, toplumsal hafıza ve yaşam biçimleri açısından da hayati öneme sahip olduğu vurgulandı.
Koalisyon, günümüzde sulak alanlara “sahip olma” anlayışıyla yaklaşıldığını, bunun da su varlıklarının yanı sıra kültürel ve ekolojik bağların kaybını hızlandırdığını savundu. Barajlar ve HES’lerin havza bütünlüğünü bozduğunu, yanlış tarım politikaları ile sanayi ve madencilik faaliyetlerinin susuzlaşma ve kirliliği derinleştirdiğini ifade eden Koalisyon, gündemdeki Su Kanunu konusunda da ciddi kaygılar taşıdıklarını bildirdi.
Açıklamada, Türkiye genelinde yaklaşık 900 yerüstü barajı, 246 yeraltı barajı planı ve 800’e yakın HES bulunduğuna dikkat çekilerek, bu yapıların ekolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik yıkım yarattığı, ayrıca mikroklima etkileriyle iklim krizini tetiklediği belirtildi. Endüstriyel tarım uygulamalarının ve sanayi ile madenciliğe verilen su tahsislerinin, tatlı su kaynaklarını yok olma noktasına getirdiği kaydedildi.
Koalisyon, temiz ve sağlıklı suya erişimin giderek sınıfsal bir mesele haline geldiğini ve bunun halk sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturduğunu vurguladı. Açıklamada, mevcut politikaların ve mevzuatın acilen gözden geçirilmesi gerektiği belirtilerek, “Su yoksa yaşam da yok” ifadesiyle suyun ve tüm canlıların hakkını koruyan yeni bir yaklaşım çağrısı yapıldı.
Açıklama, “Korumak ve onarmak için suyun da hakkı olduğunu unutmayan bir iradeye acilen ihtiyaç vardır” sözleriyle sona erdi.